Peki bu yazıyı yazma nedenim kitaplarla dergileri karşılaştırmak mı? Hayır. Bu yazıyı yazma nedenim bambaşka bir şey. Çok sevdiğim kitap okuma ve daha da çok sevdiğim dergi okuma hobim bir yana dursun, beni bilgisayar başına yönlendiren bu şey, son zamanlarda fark ettiğim bir şey. Yani gazetelerin, dergilerin hakimiyetini yavaş yavaş ele geçirmeye başladığı. Çok ciddiyim. Sinema sayfaları, dekorasyon sayfaları, karikatür sayfaları, televizyon sayfaları ve dergilerde sıkça karşılaştığımız, ünlülerle röportajlar gibi konular bazı gazetelerin hafta içi ve hafta sonu eklerinde bulunuyor. E dergi almamızın nedenleri arasında bu saydıklarım yok mu zaten? Bazı gazeteler de, dergilerdeki sayfaların aynısını yayımlıyor. Yakında insanlar dergi almaktan vazgeçerse şaşmamalı! Bir dergiye 9-10 lira vermektense, bir gazeteye 50-75 kuruş verip çok daha hesaplı yaşamak fikri daha cazip geliyor. Gazeteler henüz üstünlüğü yakalayabilmiş değil, yani böyle düşünmek için biraz erken, ama benim gördüğüm, yakın zamanda bunun olacağı. Dergiler, gazetelerin yanında pasif kalmamalı. Kendilerini sattırmak için çok daha farklı, yeni, yaratıcı dosyalarla karşımıza çıkmalı. İnsanların dergiyle gazete arasındaki fark olarak (biri her gün çıkıyor, biri ayda-iki ayda bir çıkıyor, onu kastetmiyorum) sadece, birinin elleri lekelediğini, bundan başka kayda değer bir farklarının olmadığını söylememeleri gerekiyor. Dergi piyasası silkinip okurun ilgisini çekecek yenilikler düşünmek zorunda.
Yoksa korkarım ki dengeler fena halde değişecek.
Not: Hazır yenilik demişken, Allah aşkına, (özellikle 300-400 sayfalık dergilerde) dergiyi açtığımızda burnumuza çarpan şu keskin mürekkep kokusuna da bir çözüm bulun! Eğer ben dergi almayı bırakırsam, üstte bahsettiğim gazete-dergi çekişmesinden dolayı değil de, bu rahatsız edici ve sağlığa zararlı olan koku yüzünden bırakırım!
Sevgilerimle! Mert! :)