...ve zamane genci yazmaya başlar.

23 Temmuz 2013 Salı

Yeni bloglarda yeni yazılar başlıyor!


Önemli olan sanattır. Gerisi hikaye... Yeni sanat blogunuz ve yeni hikaye blogunuz dolu dolu geliyor! Bundan sonra yeni adreslerimde görüşmek üzere. Hepinizi bekliyorum...

18 Temmuz 2013 Perşembe

Blogum taşınıyor!

Liseye başlamadan önce Eylül 2009'da açtığım blogumda kocaman 4 yıl nasıl da geçip gitmiş farkına varmak mümkün değil. Sayfama koyacağım diye bir hevesle fotoğrafını çektiğim ve gezi yazısı yaptığım yerler, blogumun başından beri -hatta blogumu açma sebebim de bu- yaptığım çizgi romanlar, yazdığım bir sürü yazı, dekorasyon dosyaları için gittiğim evler daha dün gibi aklımda... Şimdi, blogum içeriğinden hiçbir şey kaybetmeden; aksine daha zengin, güncel ve yeni bir içerikle isim, imaj ve tasarım değiştiriyor. Lise bitti, madem öyle yeni bir blog açarak bu başarıyı kutlamak lazım diye düşünüp okul zamanından beri aklımda olan blog projemi nihayet hayata geçirebildiğim için çok sevinçliyim. Üstelik bu sefer hikayelerim için ayrı bir blog oluşturmaya karar verdim, yani bu sefer iki ayrı koldan bloglarımı yürüteceğim. Sizin sevginiz ve desteğinizle, "anonim" veya kendi bloglarınızdan yaptığınız yorumlarla ve benim ısrarla blogumu internette yayma adına hiçbir çaba göstermememle, tamamen doğal yollardan keşfedilmesini istememle bu 4 yılda belki az ama çok sağlam ve bloguma kendiliğinden gelen kemik bir okuyucu kitlesi edindim. Yeni bloglarımda nasıl olur bilmiyorum, ama Mert'in Gezegeni daha çok yakın çevremin girdiği çok sıcak, samimi, doğal bir blog oldu. Bu bir veda yazısı değil, çünkü Mert'in Gezegeni'ndeki son yazım değil; ayrıca bir veda da etmeyeceğim, 5. yılda kaldığım yerden yeni bloglarımdan devam edeceğim.

Ne de olsa Mert'in Gezegeni'nde oksijen hiç tükenmez, öyle değil mi?

Sizlere sevgilerimi sunuyorum, görüşmek üzere,
Mert...

16 Temmuz 2013 Salı

Yerde panik, havada mutluluk*


Uçağa biniyoruz. Üç hafta kaldığım İstanbul'un yorgunluğunu, evime kavuşacak olmamın verdiği heyecanla geçiştirmeye çalışıyorum. Üstelik yerimi -yine her ve her zamanki gibi- cam kenarından seçmişim, dergilerimi de kucaklamışım, değme keyfime biçimindeyim yani. Önde de uçağın kendi dergisi var. Bu dergilerin içerikleri bazen piyasadaki pek çok dergiden daha iyi olabiliyor. Severek okuyorum. Hem İngilizce hem Türkçe olmaları da artı puan.
Kemerlerimizi takıyoruz, peşinden anons duyuluyor. Uçak kalkacak. Hareket eder gibi oluyor, sonra duruyor. "Hep olur böyle şeyler canım, ne zaman tam saatinde kalktığı görülmüş ki!" diye düşünüyoruz. 
Ama kalkacağı zamanın üstünden 10 dakika geçiyor. Niye kalkmadı bu uçak?
Ortada hostes falan da yok: Yolcular kemerlerini takmış, "ha kalktı ha kalkacak" diye herkes bekliyor.
20 dakika. Pencereden bakıyorum. Az önce elime vuran güneş bulutların arkasına çekilmiş, hava kararmak üzere. Cam kenarının pek de bir anlamı kalmayacak. Ve uzakta üç, hayır şimdi dört, biraz sonra da beş nokta! İrili ufaklı beş ışık. İnmek üzere olan uçakların ışıkları. Bizi sakın hava trafiği yüzünden bekletmesinler?
30 dakika. Noktalar uçağa dönüşüp büyük bir gürültüyle piste inerken bu "gizli rötar" yolcuların canını sıkmış, yarım saattir koltukta kemerler bağlı bir şekilde oturmanın verdiği rahatsızlık hissi herkesi geriyor. Mırıldanmalar, sinirli sözcükler de kulağıma geliyor. Ve loş uçakta mavi bir ışık yanıyor. Bir yolcu daha fazla dayanamayıp hostesi çağırıyor çünkü. Bir mavi ışık ve bir mavi ışık daha... 
40 dakika. Gelen giden yok. Hava kararmış, akşam olmuş. Belli ki havada bekleyen son uçak da inecek ve öyle gideceğiz. Koridor tarafında oturan bir kadın bağırıyor: "YETER! Daha ne kadar bekleyeceğiz?" Arka koltukta oturan adam da ona katılıyor: "Biri açıklama yapmayacak mı?"
45 dakika. Nihayet bir hostes, mavi ışıklardan birinin yandığı bir koltuğa gelip orada oturan adamla konuşuyor. Derken bir özür anonsu duyuluyor. "Hava trafiği yüzünden..." diye başlayan. Çaresizce bekleyen uçuş ekibi de haklı, bu gecikmeden dolayı sinirleri bozulan yolcu da... 
Mavi ışıklar sönerken, uçağımız da nihayet kalkıyor.
Camdan evlerin, arabaların ışıkları görünüyor. Bir süre sonra sadece karanlık. Ama zamanında kalksaydı eğer uçak, gün ışığından biraz faydalanabilirdik.
İçimden şöyle düşünüyorum: "Yolcular gerçekten sinirlendi. Parayla satılan yiyeceklerden alan çıkar mı?" 
Çıkıyor. O gerginlik çoktan unutuldu bile. Hatta mavi ışığı yakıp hostesle konuşan adam sonrasında sanki hostesle arkadaş oluyor, uçaktan inişte kabin bagajlarının kapaklarını indirirken espri yapıyor: "Hostes hanım sizin yerinize ben kapatıyorum!"

*** 

Gecenin kör karanlığında da yatsam, saat 7'yi gösterdi mi ben ayaktayım.
İşte böyle yazı yazarım.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Yeni iki blog!

Günaydın diyeyim öncelikle hepinize. Uzun süredir üstünde çalıştığım iki yeni blogumun tasarımında sona yaklaştım.  Bugün bir internet sitesinin çekiciliğinde kullanılan renkler, yazı tipi bence çok önemli.  Tabii blogspotun bize sunduklarını kullanıyoruz, ama seçeneklerine kendiniz de eklemeler yapabiliyorsunuz. İçerikleri zaten aklımda hazır olan bloglarımın röportaj kısımları için tarih ayarlamakla meşgulüm şu sıralar. Yakında adlarını duyuracağım.