...ve zamane genci yazmaya başlar.

16 Temmuz 2013 Salı

Yerde panik, havada mutluluk*


Uçağa biniyoruz. Üç hafta kaldığım İstanbul'un yorgunluğunu, evime kavuşacak olmamın verdiği heyecanla geçiştirmeye çalışıyorum. Üstelik yerimi -yine her ve her zamanki gibi- cam kenarından seçmişim, dergilerimi de kucaklamışım, değme keyfime biçimindeyim yani. Önde de uçağın kendi dergisi var. Bu dergilerin içerikleri bazen piyasadaki pek çok dergiden daha iyi olabiliyor. Severek okuyorum. Hem İngilizce hem Türkçe olmaları da artı puan.
Kemerlerimizi takıyoruz, peşinden anons duyuluyor. Uçak kalkacak. Hareket eder gibi oluyor, sonra duruyor. "Hep olur böyle şeyler canım, ne zaman tam saatinde kalktığı görülmüş ki!" diye düşünüyoruz. 
Ama kalkacağı zamanın üstünden 10 dakika geçiyor. Niye kalkmadı bu uçak?
Ortada hostes falan da yok: Yolcular kemerlerini takmış, "ha kalktı ha kalkacak" diye herkes bekliyor.
20 dakika. Pencereden bakıyorum. Az önce elime vuran güneş bulutların arkasına çekilmiş, hava kararmak üzere. Cam kenarının pek de bir anlamı kalmayacak. Ve uzakta üç, hayır şimdi dört, biraz sonra da beş nokta! İrili ufaklı beş ışık. İnmek üzere olan uçakların ışıkları. Bizi sakın hava trafiği yüzünden bekletmesinler?
30 dakika. Noktalar uçağa dönüşüp büyük bir gürültüyle piste inerken bu "gizli rötar" yolcuların canını sıkmış, yarım saattir koltukta kemerler bağlı bir şekilde oturmanın verdiği rahatsızlık hissi herkesi geriyor. Mırıldanmalar, sinirli sözcükler de kulağıma geliyor. Ve loş uçakta mavi bir ışık yanıyor. Bir yolcu daha fazla dayanamayıp hostesi çağırıyor çünkü. Bir mavi ışık ve bir mavi ışık daha... 
40 dakika. Gelen giden yok. Hava kararmış, akşam olmuş. Belli ki havada bekleyen son uçak da inecek ve öyle gideceğiz. Koridor tarafında oturan bir kadın bağırıyor: "YETER! Daha ne kadar bekleyeceğiz?" Arka koltukta oturan adam da ona katılıyor: "Biri açıklama yapmayacak mı?"
45 dakika. Nihayet bir hostes, mavi ışıklardan birinin yandığı bir koltuğa gelip orada oturan adamla konuşuyor. Derken bir özür anonsu duyuluyor. "Hava trafiği yüzünden..." diye başlayan. Çaresizce bekleyen uçuş ekibi de haklı, bu gecikmeden dolayı sinirleri bozulan yolcu da... 
Mavi ışıklar sönerken, uçağımız da nihayet kalkıyor.
Camdan evlerin, arabaların ışıkları görünüyor. Bir süre sonra sadece karanlık. Ama zamanında kalksaydı eğer uçak, gün ışığından biraz faydalanabilirdik.
İçimden şöyle düşünüyorum: "Yolcular gerçekten sinirlendi. Parayla satılan yiyeceklerden alan çıkar mı?" 
Çıkıyor. O gerginlik çoktan unutuldu bile. Hatta mavi ışığı yakıp hostesle konuşan adam sonrasında sanki hostesle arkadaş oluyor, uçaktan inişte kabin bagajlarının kapaklarını indirirken espri yapıyor: "Hostes hanım sizin yerinize ben kapatıyorum!"

*** 

Gecenin kör karanlığında da yatsam, saat 7'yi gösterdi mi ben ayaktayım.
İşte böyle yazı yazarım.

3 yorum:

  1. Uçağa binen insanların uçak hareket etmeden önce ve inişten sonraki yüz ifadelerine dikkat ettin mi Mert? İlkinde kaygılı; ikinci de " hadi bunu da atlattık " ifadeleri :)
    Beş gün önce seyahatten döndüm de :)

    YanıtlaSil