...ve zamane genci yazmaya başlar.

29 Ekim 2011 Cumartesi

Sahiden de yorum yok mu?

Hani gazeteciler mikrofonlarını ünlü isimlere uzatıp flaş bir soru patlatıyor ve ünlü kişi de, "Yorum yok," diyor ya, sorarım size, böyle demesi bile bir nevi fikrini belirtmesi, yani yorum yapması anlamına gelmiyor mu? Her seferinde böyle iki kelimeyle geçiştirseler iyi yine, bazıları da, "Bu konu hakkında yorum yapmayacağım, onun seviyesine inmeyeceğim, mahkemede görüşeceğiz!" diyor. Yahu güzel insan, emin ol ki yorum yapsan daha az sinirlenecektin!
Gelin görün ki gazetecilerin sorularını yanıtlamak istemeyen ünlülerimiz bu tavırlarını nasıl belirtecekler, "Yorum yok," demek dışında nasıl ifade edecekler kendilerini, bunu da düşünmüyor değilim. Ellerini ağızlarına götürüp fermuar çeker gibi yapsalar bir dert, gazetecileri duymamış gibi yapıp kameralardan kaçsalar ayrı dert!
Ama yine de, "Yorum yok," diyenler de aslında gazetecilerin sordukları soruyla ilgili yorumlarını, "Yorumum yok," şeklinde yapıp bir yorum yapmış oluyorlar. İkinci ama ile başlayan cümleme gelecek olursam, cevap vermemek için ne yapmaları gerektiğini ben de bilmiyorum açıkçası...
Aman, neyse ne! Kimse bana böyle bir soru sormayacağına göre, ben niye dertleniyorum ki! Kendileri düşünsünler... :)

24 Ekim 2011 Pazartesi

Son günlerin şarkı klipleri

Murat Boz - Geri Dönüş Olsa: Şarkı ne kadar güzelse klip de o kadar kötü. Yaratıcılıkla güzel bir klip ortaya çıkabilirdi. Sıradan bir "slow" klip olmuş...

Bengü - Saat 03.00: Hani yaratıcı, bir hikâye anlatan klipler diye bahsettiğim klipler var ya, işte o tarz sayıları az olan muhteşem kliplerin en son örneği! Bu süper şarkı ancak böyle süper bir kliple dengelenebilirdi. Gerçekten yaratıcı. Bu "bir hikâye anlatan" kliplerin bundan önceki örneğinin de Gülşen'in "Sözde Ayrılık"ı olduğunu yazmıştım... Bu arada bu yazın en iyi, sözleri ve müzikleri en dolu dolu olan albümünün Bengü'nün "Dört Dörtlük"ü olduğu sözümü de hatırlatmak istiyorum.

Selim Gülgören - Cennet: Kadın şarkıcıların erkek dansçılarla, erkek şarkıcıların kadın dansçılarla kamera karşısına geçip dans ettiği "boş" klipleri hiç sevmediğimi daha önce söylemiştim. Ne yazık ki bu klip benden geçmeyi başaramadı.

Hadise - Aşk Kaç Beden Giyer: Üstte bahsettiğim şey, burada da geçerli... Ayrıca ortaya çıkan ürün bir klipten çok defileye benzemiş bence. Ama erkek dansçıların Hadise'ye tempo tutar gibi yaptıkları kısım, şimdi haklarını yemeyeyim, gerçekten hoşuma gitti.

Sıla - Boş Yere: Farklı çekimiyle güzel bir "yaz sonu" klibi olmuş.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Dokuzuncu şarkı sözüm huzurunuzda: "Ruhumu sana soymuştum"...

Cuma akşamı yayımladığım şarkı sözüme tema olarak benzeyen ve yine geçen hafta çok özenerek yazıp bestelediğim bir başka şarkı sözümü de bugün paylaşarak, "Şiirlerim" köşeme dokuzuncu şiirimi/şarkı sözümü eklemiş bulunuyorum...

RUHUMU SANA SOYMUŞTUM

Ruhumu sana soymuştum,
Utanmadan, utanmadan...
Aç biilaç aşıp gelmiştim,
Ne yolları,
Yorulmadan...
Sevmekti benim işim,
En çok seni sevmiştim,
Usanmadan, usanmadan...

Kulun ve kölen olmuştum,
Hiç bıkmadan, hiç bıkmadan...
Fütursuzca ihtilaller yapmıştım,
İhtimalleri,
Göze almadan...
Aşk çocuğuyum demiştim,
Akarsa gözlerimden yaş,
Çeker giderim...

Ooofff...
Akarsa gözlerimden yaş,
Çeker giderim...
Çeker giderim...

14 Ekim 2011 Cuma

"Tek taraflı"...

Birkaç gün önce yazdığım ve bestelediğim şiirimi sizlerle paylaşıyorum. Aşk acısı çekenlerin derdine ortak olma niyetiyle...

TEK TARAFLI

Kalbimi hırpaladım çok boş yere,
Değmezdi... Değmezdi...
Aklımı kurcaladım tek bir kişiye,
Silmezdi... Silmezdi...

Ve şimdi yaşandı bitti denecekse bile demiyorum...
Demiyorum...
Bir aşk daha bitti yine tek taraflı biliyorum...
Biliyorum...

Giden oldun sen,
Ben vazgeçmiyorum.


8 Ekim 2011 Cumartesi

Kışı sevme çabalarım...





Kış geldi! Şimdi bir yığın dergiyi kucaklayıp ayakları kalorifer peteklerine sokma vakti...

Tamam, ben yaz delisi biriyim.

Herkes sıcaklardan kaçarken, ben sıcak için ölüyorum.

Öyle ki yazın bile banyomu kaynar sıcaklıktaki suyla yapmaktan hoşlanıyorum (Bu noktada, "Huyun kurusun senin, Mert!"lerinizi duyar gibi olduğumu saklamayacağım).

Kumların çocuğuyum, denizin efendisiyim, güneşle kardeşim...

Evet, bunların hepsi beni tanıyanların çok iyi bildiği şeyler. Hani bir gün olur da iki arkadaşın katıldığı bir yarışma programında sunucu beni kastederek, "Onun en belirgin özelliği nedir?" diye soracak olursa bilin ki cevabı, "Sıcağı sevmesi"dir.

Ama artık yaz geride kaldı ve kış sezonu boyunca yaz geride kaldı diye ağlamaya ne gücüm, ne de zamanım var. Evet, bir sonraki yaza daha çoook var ve o süre içinde kışla iyi geçinmem gerekecek. Eee, kış da bir şekilde geçecek ama değil mi? İşte tam bu noktada devreye, "Kışı sevme çabalarım" başlıklı yazım giriyor, sevgili dostlar! Eğer siz de benim gibi "Yazcı" iseniz, düşün peşime...

Şimdi başlığı buldum bulmasına da, içini neyle dolduracağım? Kışın neresini anlatacağım? Eğer yaz mevsimini anlatacak olsaydım yazacak o kadar çok şeyim olurdu ki... Camı, pencereyi sonuna kadar açıp odamın içini günışığıyla doldurmaktan bahsederdim mesela. Balkonda çay içerken denizden gelen tatlı rüzgara karşı dergi/kitap okumaktan... Sonra dışarı çıkardım. Yazın -biraz da abartılı bir ifadeyle- sadece uyumak için evlerimize uğramıyor muyuz zaten? Gerisinde hep dışarıdayız. Nerede olursak... Tatil yerlerinde isek eğer, kumsallar mesela... Denizin derinliklerine dalıp diğer canlı dostlarımın dünyasını ziyarete gidiyordum. Kendimi güneşin, kumun ve iskele tahtasının (O alıştığım ıslak ahşap kokusu, ah, bir yıl sonra tekrar kavuşacağız!) sıcaklığına teslim ediyordum. Gün doğumu, gün batımı derken bisiklet turlarını da unutmamak gerekir. Keşfedilmemiş her yeri keşfetmek, haritalarda bile olmayan yerleri bulup çıkarmak... Bu anlattıklarım yazın Marmaris'te olduğum zamanlarında gerçekleştirdiklerim tabii; ama yaz her yerde, her zaman güzel değil midir zaten?

Yaz bitti, kışı da bir şekilde geçirmek lazım dedim ama, şimdi kışın nesini övsem bilmem ki? Başka zamanlarda seninle selamlaşmaktan aciz olan "çıkarcı tanıdığın", ağır grip hallerindeyken yanına gelip aksırıp tıksırırken -başka bir deyişle üstüne adeta kusarken- ne yapabilirsin ki? Derinlerden gelen incecik bir boğaz ağrısı, birkaç gün içinde seni de o insandan kaptığın griple baş başa bırakır. Davul gibi şişen bademciklerine mi yanacaksın, dakika başı hapşırmana mı, yoksa sümüklerinin en olmadık anlarda akmasına mı? Ses tellerinin akordu bozuk bir müzik aleti gibi çıkmasını da unutmamak gerekir tabii. Hele o geceler yok mu, gündüzleri bir türlü gelmeyen... Uyandığındaysa; elveda açık burunlar, merhaba tıkalı delikler!

Bunlar insanın kendisiyle ilgili olan "kış sorunları" tabii... Gripli, nezleli, kızarmış burunlu bir şekilde gündelik işlerinize devam etmek zorunda olurken kışın başka acı gerçekleri de hiç geçmeden bulur sizi. Örneğin çöpünüzü kapıya koymak için açtığınız kapıdan evin içine dolan soğuk dalgası... Bırrr, en küçük yapınıza kadar titreyiverirsiniz! Peki ya kaçıncı katta oturduğunu bilmediğiniz yaşlı teyzenin merdivenlerden aşağıya doğru apartman görevlisine seslenmesinden daha esrarengiz bir olay var mıdır şu hayatta? Bence yoktur! Yahu sevgili tezyeciğim, megafon -ya da neyse işte, anladınız siz onu- denen, görevliyle iletişim kurmanı sağlayan bir icat var evinde. Kendine de, seni duyup duymadığı meçhul olan kişiye de, bize de bu işkenceyi çektirmene ne gerek var?

Ah, bir şey daha vardır ki işte bunu kiminiz ya yaşamışsınızdır ya da yaşayacaksınızdır! Okul servisinin -duruma göre dolmuş da olabilir bu- gelmesini beklerken aniden bastırıveren yağmur sizi hazırlıksız yakaladığında geçen beş dakikacık bile olsa sizdeki etkileri çok ama çok daha fazladır. Sevgili servisçi amca size tekerleği patladığı için geç kaldığını söylediğinde ağzınız adeta gizli bir güç tarafından kilitleniverir. Bağırıp çağırmak istersiniz, ama konuşamazsınız. Servis her an gelebilir diye evinize şemsiye/yağmurluk almaya çıkamadığınıza mı yanacaksınız, yoksa yine geldi gelecek düşüncesiyle size korna çalıp önünüzden geçip gitmelerine izin verdiğiniz dolmuşlara mı? Gerçekten kötü bir durum, yaşamayan bilemez...

Güne kasvetli bir gökyüzüne bakarak başlamanız, hani sanki hâlâ geceymiş gibi kapalı olan berbat bir havayla uyanmanız, kümeleşen ve patlak vermesi beklenen bulut kümeleri, içinizde kendiliğinden oluşan agresiflik duygusu... Yazın öyle miydi halbuki? Güneş adeta yatağınıza doğardı. Ah bu kış yok mu, hele yazdan çok daha uzun sürmüyor mu, benim gibi bir "Yazcı" için ne de iç karartıcı bir hadise bir bilseniz!

Ben şimdi böyle yazıyorum ama, aslında olumlu da bakıyorum kışa. Yaşlı komşu teyzemin esrarengiz sesi de, aniden saldırıya geçen yağmurda yarım saat ıslanmak da bir zevk aslında. Sokaklarda mısırcıların yerlerini kestanecilere bırakmaları, bir zevk. Her köşe başını döndüğümde, bir önceki kestaneciden almadığım kestaneyi burada bulabilmenin umudu, bir zevk. Kestanenin kokusu, o kese kağıdının hışırtısı ve kestaneci abimizin sislerin arkasındaymış gibi görünmesine neden olan o sıcak dumanlar... Hepsi birer zevk aslında.

Akşamları sokaklar çoğunlukla boşken, bir an önce evine yetişme derdinde olan insanların koşuşturmalarıyla doluyken şehirdeki etkinliklerin yapıldığı binaların çok farklı bir dünya ortamı yaratması... Dışarıda yağmur/kar yağarken o binalarda insanların kahkahaları, sehpalardaki kanepelerin kürdanları, tanıdıkların karşılaşması ya da tam tersi birbirlerinden kaçması... Bu da bir zevk.

Battaniyenin altında film izleme keyfi, ayaklarını kalorifer peteklerine sokarak uyumanın hazzı... Hey! Her şey bu kadar da pembe değil elbette! Ders kitapları, ödevler, sınavlar, bloglar, zaman sıkıntısı yüzünden yarıda kalmış ama yazılmayı bekleyen kitaplar, sabahları erken kalkmalar (ki ben zaten uykucu bir tip değilimdir, ama...), akşamları erken yatmalar...

Kısacası elveda yaz, merhaba kış! Akdeniz akşamları sona ersin, "Karlar düşer, düşer düşer ağlarım"lar başlasın! Hepinize mutlu bir hafta diliyorum, kendinize dikkat edin, hasta olmayın sakın, tamam mı?



Fırt!

1 Ekim 2011 Cumartesi

Hande Yener'den gecikmiş bir albüm: "Teşekkürler"... Sonuç: Mükemmel! Öncesi: Rezalet...



Hande Yener'in "Sopa", "Yasak Aşk", "Bodrum" ve "Çöp" gibi şarkılarını herkesin diline doladığı "Hande'ye Neler Oluyor?" albümünden sonraki albümünü gerçekten çok merak ediyordum. O başarısından sonra bir sonraki albümünde çıtayı acaba ne kadar yükseltecek diye sabırsızlıkla bekliyordum (Tabii ki o albümdeki remixlerin bulunduğu "Hande'yle Yaz Bitmez" albümünü ve Sinan Akçıl'ın albümü için onunla yaptığı "Atma" ve "Söndürülmez İstanbul" düetini kastetmiyorum; merakım bizzat kendi albümü içindi). Hande Yener'in yeni albümü nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet, nihayet okulların açıldığı 19 Eylül'de çıktı. Sevdiği sanatçının albümü için heyecanlanan bir gencin nihayetleri değil ama bunlar. Sebepli nihayetler... Çok çok çok çok çok çok çok geç olsa da en sonunda çıktığı için; teşekkürler...

Bu albümle ilgili söyleyecek çok sözüm var. Evet, var; çünkü tam bir yıldır bunları yazmak için albümün çıkmasını bekliyordum. Hande Yener'i twitter adresinden takip ettiğim için albümle ilgili her gelişmeyi anında öğreniyordum. İşte albüm nihayet çıkabildi ve içimde biriktirdiklerimi, sonunda söyleyebiliyorum. Bu yorumlarıma aldanıp da albümdeki şarkılarla ilgili kötü düşüncelerim olduğunu düşünmeyin sakın. Sabredin, okuyun.

İtiraz 1: Hande Yener kış başından beri albümü için, "Yakında! Çok yakında!" diyor, ama albümü bir türlü raflardaki yerini alamıyordu. Yahu bu ne demek şimdi? Kusura bakmayın ama kızmamak elde değil! Neredeyse bir yıldır albümü için, "Yakında! Yakında!" diyen bir sanatçı ve albümünü bu "Yakında!"lardan çok daha uzak bir tarihte çıkarması... Bu bence resmen insanları kandırmaktır. Madem albümünüz 19 Eylül'de çıkacak, o zaman ta Şubat ayından itibaren demeyin, "Yakında çıkacak!" diye. "Albüm hazırlığı içindeyim, çalışmalarımız devam ediyor, sonbahara çıkarmayı planlıyorum," deyin! Ya da tarihi belli değil mi? O zaman da, "Çalışmalarımız sürüyor, en kısa zamanda çıkarmaya çalışacağız," deyin! "Yakında!" kelimesinin karşılığı bir yılı kapsamamalı. Bir-iki ay için kullanılmalı. Böyle böyle bekletiyorlar işte insanları... Bunu sitemle belirtiyorum. (Bu arada "Bana Anlat" ve "Sözde Ayrılık" şarkılarının kliplerini değerlendirdiğim bir yazımda Gülşen için, "Yazı 'Yeni Biri' single'ı ile karşıladı, şimdi de hiç hesapta yokken -yani açıklama yapmamışken- sürpriz yaparak 'Sözde Ayrılık' single'ını patlattı! Kış başından beri albüm çıkaracağını söyleyip hala çıkaramamışlara, bu şarkıyı aniden ortaya çıkaran Gülşen'i örnek almalarını öneririm. Müthiş bir strateji..." derken Hande Yener'i düşünerek yazdığımı belirtmek istiyorum.)

İtiraz 2: Albüm hakkında yine sanatçının resmi sitesinde 14 şarkıdan (Bana Anlat + 12 yeni şarkı + 1 remix) oluşacağı bilgisi verilmesine rağmen albüm niçin 12 şarkıdan oluşuyor bilmek istiyorum. Albüm çıkmadan bir ay önce yapılan bu duyuruda madem değişiklik yapıyorsunuz, o zaman onu da özür dileyerek belirtmelisiniz; "14 şarkı demiştik ama 12 şarkıdan oluşacak," diye. Tabii albümdeki şarkıların albümün çıkacağı tarihten bir ay önce değiştirilmesi de ayrı konu ya... Acaba bir şarkıyı sona sakladılar da "Uzaylı"da olduğu gibi yeni bir şarkı + remixlerden oluşan bir albüm mü yapacaklar? Bu fikir mi geldi akıllarına da son dakika değişikliği yaptılar? Olabilir.

İtiraz 3: Yener bir konserinde albümünün, güneşin içimizi en çok ısıtacağı zamanda çıkacağını söylemişti. Pardon ama, güneşin içimizi en çok ısıttığı zaman 19 Eylül mü oluyor!? Kavurucu sıcaklıklarla dolu Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında değil de, sonbaharın göbeğindeki 19 Eylül'de mi ısıtıyor güneş içimizi? Bu açıklamasını yapınca ben kendimi iyice, "Çıktı çıkacak," moduna aldım, ama albüm 19'unda çıkınca, kandırıldığımı/zı anladım. Evet, ben bekletildik, kandırıldık demekte sakınca görmüyorum. Kusura bakmayın ama kimse ünlü şarkıcının bu sözünün doğru olduğunu söylemeye çalışmasın bana...

İtiraz 4: Nedir bu Sinan Akçıl hayranlığı! Hande Yener'in elektronik tarzdaki albümlerinde kendi sözleri ve müzikleri gayet iyiydi. Ben çok seviyordum. Tamam, Akçıl'ınkiler kötü demiyorum ama her albümü Akçıl'ın imzasını taşıyacaksa, Yener'in de onun da artık Serdar Ortaç'tan farkı kalmayacak. Akçıl bugün ülkemizde pek çok sanatçıya söz-müzik yapan biri ve şarkıları gittikçe birbirine benzemeye başladı. Yener söz ve müziği her seferinde ona bırakmamalı. Kendi yaptıkları da gayet iyiydi bir zamanlar. Özüne dön, Hande Yener! :)

Albümdeki şarkılarla ilgili yorumlarıma gelecek olursam; şarkılar gerçekten mükemmel! Eğlencelik "Havaalanı" da herkesin hayran olduğu ama benim bir türlü zevk alamadığım "Atma" ve benim delisi olduğum "Sopa" gibi kliplik bir şarkı olacak kesin. Ben çok sevdim. Zaten neyin herkesin dilinde olup olmayacağına da sanatçı karar veriyor. Onlar bizi yönetiyor, bizler kukla rolünü üstleniyoruz. Diyelim ki "Havaalanı"na değil de "Aşk Müziği" şarkısına klip çekilse belki de o şarkı daha çok sevilecek. Bu işler böyle işte... Neyse, konumuzdan sapmayalım.
Ben bu albümdeki slow parçaların delisi oldum; bayıldım, bayıldım, bayıldım! Hareketli şarkılardan çok daha sevdiğim parçalar oldu slowlar... "Unutulmuyor" ve "Teşekkürler" adını duyuran parçalar olsa da bu ikisinin yanı sıra "Ben Yokum"a aşık oldum (slow değil ama belirteyim aradan) ben! Albümde en çok sevdiğim, albüme en uygun giden bir-iki parçadan biri bu. Sözleri hoşuma gitti. Sözler zaten slowlarda çok daha iyi. Sözler de melodiler de. Hareketli parçalarda saçmalanıp duruluyor, duygu pek verilemiyor çoğunda. Şarkı doldurmak için saçma sapan sözlerle nakaratlar yapılıyor, bizler de gece kulüplerinde, dilimizde, her yerde yüceltiyoruz bu şarkıları! "Dön Bana", "Böyle Biriyim", "Vakti Yok" hoşuma giden parçalar. "Kalbine Bulutluyum" her ne kadar insana içeriğinin, "Ben senin kalbine bulutluyum, yani bu iş olmaz güzelim!" diye gelecek bir isme sahip olsa ve tam tersini ifade etmesiyle insanı şaşırtsa da fena değil. "Keşke" de güzel olan bir diğer slow sayılacak parça...

"Aşkın Dili (Nonazayi)" şarkısındaki fikri sevdim. Ama nakaratı hangi dilde, yoksa uydurma bir dilde mi onun kokusu da yakında ortaya çıkar Yener'in yeni albümü için vereceği röportajlarda. Şarkı her ne kadar boş bir şarkı olsa da benim gözümde, "Sana Türkçe söyledim anlamadın, bir de bu dilde söylüyorum!" şeklindeki fikriyle beğenimi kazandı. "Aşk Müziği" de coşturmalık bir şarkı. Ama dediğim gibi bunlar boş şarkılar, slowları çok daha beğendim... Korkuyorum ki yakın bir zamanda piyasadaki şarkıların hepsi "Aşk Çiçeği", "Sevda Böcüğü", "Aşk Evi", "Sevda Dansı", "Aşk Kulağı", "Sevda Radyosu" gibi birbirinin taklidi olan isimleri alacak...

"Unutulmuyor" tarzıyla ve müziğiyle içe işleyen bir şarkı. Çok beğendim. "Teşekkürler"deki Sinan Akçıl düeti de çok güzel. "Ben Yokum" ve "Vakti Yok" her ne kadar başlangıç ritmleri birbirini andıran iki farklı parça olsalar da ikisi de çok güzel. Aslında her şarkı dım tıs dım tıs tıs şeklinde değil mi sanki?
"Böyle Biriyim"in başı Yıldız Tilbe'nin melankolik türkülerini andırsa da gayet güzel.


Kısacası albümdeki HER ŞARKIYI ÇOK SEVDİM!

"BOMBA" neden patlamadı?
Hande Yener'in bu albümünün haberlerinin ta kış başından beri konuşulmaya başladığını söyledim, "Bomba" olayını da söylemeden geçmeyeyim. Sanatçı, twitter adresinde, "Bomba çok yakında patlayacak!" gibi ifadelerine yer veriyordu. Böyle olunca ben de yeni albümünde "Bomba" diye bir şarkı olacak sandım, hatta albümün adının "Bomba" olmasını bekliyordum. Acaba bu albümden son anda kaldırılan şarkı mı? Yoksa Yener değildi de başka biri miydi bu sözleri söyleyen? Ama ben ondan başka kimseyi twitter'dan takip etmiyordum ki? Emin olamadım şimdi...

Geçmiş defterleri açıyorum işte!
Hande Yener elektronik tarzdaki "Hayrola?"dan sonra çıkardığı "Hande'ye Neler Oluyor?" albümü için eski tarzına, pop müziğe geri dönüş yaptığını söylediyse de, ben buna hiçbir zaman inanmadım, inanmam! Sorarım size, "Sen Yoluna... Ben Yoluma..."yla "Sopa" aynı tarzda mı? "Kırmızı"nın yerini "Bodrum" hiç tutar mı? "Yalanın Batsın"lar, "Bitmesin Bu Rüya"lar, "Kelepçe"ler, "Kim Bilebilir Aşkı"lar, "Aşkın Ateşi"ler, "Nasıl Zor Şimdi"ler, "Yola Devam"lar, "Bu Yüzden"ler bir daha gelir mi? Yener'in marjinal tarzıyla o ilk çıktığı dönemlerindeki örgülü saçları hiç örtüşebilir mi? Onun için eski tarza döndüğü laflarını bir kere geçelim. Zaten bu şarkılar elektronik temellere dayanıyor, belli. Tamam, "Romeo", "Kibir", "Hipnoz", "Hayrola", "Pinokyo" veya diğer tüm aşırı elektronik parçalar gibi (ki ben onları çok seviyorum) abartılı olmasalar da pop türünde olduklarını söylemek de ne kadar doğru olur, bilemiyorum. Ben işin arka yüzünü bilemem,
ama bence ne pop ne elektropop demek doğru olur "Hande'ye Neler Oluyor?"dan sonrası ve mesela yeni çıkan "Teşekkürler" için. Eski-yeni arası bir şey. Yani diyeceğim o ki, "Hande'ye Neler Oluyor?" albümü çıkmadan önce ünlü sanatçının, "Ben eski tarzıma döndüm!" diye açıklamalar yapmasına hiç gerek yoktu. Sessiz kalarak da albümünü çıkarabilirdi. Bence daha da iyi olurdu.

İstek parça!
Ben detayları keşfetmeyi, detayların farkında olmayı seven biriyim. Detaycı bir yapım var, detaylara önem veririm. Ve remix denilen işler de detay işi olduğu için bir şarkının farklı remixlerini dinleyerek, fark etmediğimiz detayların öne çıkarılmasını, melodi hâline getirilmesini seviyorum. Bu albümde hiç remix olmamasına çok üzüldüm. Club remixler, dance remixler, akustikler olsa fena mı olurdu? Bence insanların tepkisi yavaş yavaş ortaya çıksın, "Hande'yle Yaz Bitmez"de de olduğu gibi bir yeni şarkı ve eski albümün remixlerini içeren bir albüm yapılacaktır. İnşallah...

Bu yazın son değerlendirmeleri
Söz anlamında da müzik anlamında da en doyurucu olan albüm bence hiç şüphesiz Bengü'nün, gerçekten de dört dörtlük olan albümü "Dört Dörtlük"tü. Uzun zamandır her şarkısının sözü gerçekten de anlamlı olan bir albüm dinlediğimi hiç hatırlamıyorum. Bir nakaratı dönüp dolaştıran şarkılara yer verilmemiş. Bu albüm bence aynı zamanda en iyi Bengü albümü.


Bugün kendime ne aldım?
Yeni ayın bir sürü dekorasyon dergisini ve Meryem Uzerli'nin konuk olduğu moda dergisi "Vogue"u...

Bunu beğendiyseniz müzikle ilgili olan yazılarımdan şunlar da ilginizi çekebilir:
-Yeni albümlere yeni yorumlar
-Bu yaz hangi albüm hakkında ne düşünüyorum?
-"Bana Anlat" ve "Sözde Ayrılık" klipleri
-Bir kez daha Funda Arar