...ve zamane genci yazmaya başlar.

4 Kasım 2011 Cuma

Siz benle röportaj yapıyorsunuz!



Üç tane "Ben benle röportaj yapıyor!" tekniğimin üstüne siz sevgili takipçilerimden aldığım soruları yanıtladığım, yani sizin benimle röportaj yaptığınız bu röportaj aslında büyük bir değişim. O röportaj tekniğimden sıkılanlar da oldu, bunu saçma bulup onun çok daha yaratıcı olduğunu söyleyenler de -ki aslında ben de böyle düşünüyorum. Blogumu takip eden çevremdeki insanlara durumu anlattım ve hepsi de beni kırmayıp en güzel sorularını sordular. Soruların ne hakkında sorulacağına dair bir sınırlama yapmamış, üstüne bir de en "içten" şekilde cevaplayacağımı söylemiştim. Öyle sorular geldi ki, yine de söz verdiğim gibi, daha önceden kimseye söylemediğim şeyleri "içtenlikle" dökülüverdim.

AŞK DOĞAÜSTÜ BİR GÜÇ. HİÇBİR ŞEKİLDE AÇIKLAMASI YOK. O SİHİRLİ GÜCE EMANET EDİYORSUNUZ KENDİNİZİ VE SAÇMALAMAYA BAŞLIYORSUNUZ... TABULARIMI ÖYLE BİR YIKIYORUM Kİ AŞIKKEN, O RUH HALİNDEYKEN YAPTIKLARIMI ANLATMAYA BAŞLASAM İNANMAZSINIZ. ÇÜNKÜ BEN BİLE, "BUNU YAPAN BEN MİYDİM?" DİYE ŞAŞIYORUM KENDİME.

İsimsiz: Neden aşk?
Mert: Bunu ben de sık sık düşünürüm. Genel olarak düşünüldüğünde aslında aşk da hayatımızdaki pek çok duygudan biri değil mi? Neden hep aşk üzerine kuruluyor her şey? Neden nefreti, kıskançlığı, kibiri tartışmıyoruz da aşkı tartışıyoruz? Sorular neden hep aşk üzerine soruluyor? Neden yüzyıllardır aşk savaşı veriliyor? Çünkü insanda en büyük etkiyi yaratan, insan hayatına yön veren en önemli duygu her seferinde aşk oluyor. En yoğun yaşadığımız duygu hiç şüphesiz aşk. İşte bu yüzden aşk. Ha bir de benim bütünüyle aşkın içinde olmam gibi bir durum söz konusu, o ayrı.
Hasret Demir: Aşkın gelişi sahiden de aklın gidişi midir?
Mert: Kesinlikle. Başkalarını bilemem, ama benim için bu, kesinlikle böyle. Aşık olduğum zaman yaptıklarımı şimdi burada anlatırsam büyük ihtimalle okuyucunun tepkisi, "Ne? Bu kadar da olmaz!" tarzı ifadeler olacaktır. O derece dizi tadında yani. Aşk için normal zamanlarda, yani aklım başımdayken yapmayacağım o kadar çok şeyi yaptım, yapıyorum ve yapacağım ki... Normalde de duygularıyla yaşayan biriyimdir, ama aşık olunca akıl ve mantık hepten arka planda kalıyor! Tabularımı yıkıyorum aşık olunca ve aşkın tutku sarmalından çıktıktan sonra, "Bunları yapan ben miydim?" diye kendime şaşırıyorum. Aşk doğaüstü bir güç. Hiçbir şekilde açıklaması yok. Yani aslında aşık olan kişinin iradesinde olan bir şey değil yaptıkları. O sihirli güce emanet ediyorsunuz kendinizi ve saçmalamaya başlıyorsunuz. Yine de, sonuç ne olursa olsun, aşık olmak güzel bir şey...
Kübra Arslan: Blogunda da sürekli aşk şiirlerini/şarkılarını paylaşıyorsun... Bu sözler birine yazılıyor sanki? (En çok sorulan soru)
Mert: Özellikle bir kişiye yazdığımı söylemem doğru olmaz, ama yaşanmışlıklardan hareketle yazıyorum diyebilirim. Birikimler, ilhamlarla birleşince ortaya güzel sonuçlar çıkabiliyor. Ama zaten paylaştığım şiirlerimde anlattıklarımın hepsi de illa benim düşüncelerim değil. "Nasıl?" diyeceksiniz şimdi, ben de diyeceğim ki, biraz oyunculuk yapıyorum. Mesela şu durumda olan bir kişi neler düşünebilirdi, diye düşünerek kalemi elime aldığım da oluyor. Ama çoğu bende yaşanmışlığı olan şeyler tabii ki.


ASLA VE ASLA KİN GÜTMEM. NE OLURSA OLSUN SIRALAMAYI "SEVDİKLERİM", "ÇOK SEVDİKLERİM" VE "EN ÇOK SEVDİKLERİM" OLARAK YAPARIM!


İsimsiz: Kin güder misin? Pek öyle bir havan yok aslında...
Mert: Doğru tespit. Asla ve asla kin gütmem. Yapacağım en son şeylerden biri olacaktır bu. Tamam, daha çok gün görmüş/geçirmiş biri olmayabilirim, ama bu yaşta olmama rağmen bana (kendi çapımda) vurucu darbe indirmiş birkaç kişi de olmadı değil. Yine de, hayatımda "nefret ettiklerim" diye bir kategori yoktur. Sıralamayı "sevdiklerim", "çok sevdiklerim" ve "en çok sevdiklerim" olarak yaparım. Ya da şöyle söyleyeyim: Sevdiklerimi derecelendirmekten sevmediklerimle ilgilenmeye zamanım kalmaz!
İsimsiz: Hayatta "iyi ki"ler ve "keşke"ler arasında gidip gelir misin?
Mert: Ne yazık ki evet. Aslında geçmişten de ders alarak anı yaşamak gerekiyor, ama "keşke"si olmayan insan var mıdır bilmiyorum. Gerçi benim daha yaşım kaç ki! Yine de "keşke"lerimi azaltıp "iyi ki"lerimi çoğaltmaya bakıyorum.
Ömer Şen: Uzaya merakın var mı?
Mert: Gizemli olan her şeye olduğu gibi, uzaya da merakım var. Biz dünya işleriyle yuvarlanıp giderken, kim bilir uzay denen o karanlık boşlukta neler oluyor? Bu arada bu soruyu blogumun adının "Mert'in Gezegeni" olmasıyla bağdaştırarak sorduysanız, bu güzel yaklaşımınız için sizi tebrik ederim. Ama buradan söyleyeyim: Gezegeni'mle uzay merakımın bir alakası yok (Gülüyor)!
Pınar Baki: İdeal tatilin nasıl olmalı?
Mert: Marmaris'teki herhangi bir tatilim, benim için "ideal tatil" olmuştur zaten (Gülüyor)! Ben o şehre aşığım ve daha iyisini bulana kadar ideal tatil mekanım orası olarak kalacaktır. Elbette ki görmeyi istediğim pek çok ülke, bölge, farklı doku var; ama şu an hepsine eşdeğer olan tek bir yer tanırım, o da Marmaris...
İsimsiz: Aşık olmak ve sen diye soracak olsam...
Mert: Etkilenmeler oluyor tabii, ama aşık olmam hiç kolay değil. Aşık oldum mu da aşkı en küçük hücreme kadar yaşarım. Vazgeçmem çok zor olur. Bu nedenle de daha şimdiden büyük aşkların adamıyım (Gülüyor).
Arda Demirbay: Çizgi roman dizilerin, şiirlerin, yazı dosyaların... Geçenlerde paylaştığın "Ruhumu Sana Soymuştum" mesela; ben o şiirine bayıldım, hakikaten yetenekli olduğunu kanıtladın! Nasıl bu kadar güzel eserler yaratabiliyorsun?
Mert: Öncelikle bu güzel iltifatlar için çok teşekkür ederim. Yaptıklarımı sen güzel buluyorsun, belki bir başkası beğenmeyebilir. Ama madem ki bunu beğenen biri olarak sen soruyorsun, ben de cevap olarak derim ki küçük yaştan beri "sanat" dediğim bu işin içinde olmam ve yaptıklarımı yıllardan beri, kendimi bildim bileli severek yapıyor olmam, "güzel eserler yaratmamda" en büyük iki etkendir. Biraz havalı olacak belki ama, bunlarla büyüdüğüm için aslında her sene alanımda daha fazla olgunlaşıyorum. Kendimi bildim bileli dergi çıkarıyorum, kitap yazıyorum, çiziyorum, tiyatro oynuyorum, kısa film çekiyorum... Hayal gücümde üretip üretip duruyorum. Yaptıklarımı beğenmeni de, yıllardan beri bu dünyanın içinde olmamla açıklarım hiç şüphesiz.

BLOGUMLA OKULUMDAN ARTA KALAN ZAMANIMDA İLGİLENİYORUM DEMEM YANLIŞ OLUR. ÇÜNKÜ TERAZİMİN BİR KEFESİNDE OKULUM VARSA DİĞER KEFESİNDE DE BLOGUM VAR. ZATEN BLOGUMLA BU KADAR FAZLA İLGİLENMESEYDİM KİTABIMI ŞİMDİYE DEK ÇOKTAN BİTİRMİŞ OLURDUM.

İsimsiz: Kitap yazıyordun sen? Nasıl gidiyor?
Mert: Yazın ortasında, hatta sonlarına doğru başladım kitabıma ve o bir buçuk aylık süre içerisinde romanımı yarıladım diyebilirim. Şimdiyse okul yüzünden hiç ilgilenemiyorum! Sınavlar da başladı. Eğer devam etme imkanım olsaydı, eminim ki kitap şimdi bitmiş olurdu. Ama okulumdan arta kalan zamanımda, hatta arta kalan demem haksızlık olur, okulu bir kefesine yerleştirdiğim terazimin diğer kefesinde blogumla ilgilenmekteyim. Görün sizi ne kadar sevdiğimi (Gülüyor)! Yani okulla birlikte blogumu devam ettiriyorum, kitap yazmak ise uzun ve detaylı çalışma gerektiren bir sabır işi. Evet, gerçekten de tam anlamıyla sabır işi. Yine de boş zamanlarımda blogumdan sonra yaptığım (daha doğrusu yapacağım) ilk şey romanımı tamamlamak. Yani aklımda hep o var da, icraat kısmı için pek zamanım yok. Eğer okula gitmeseydim neler neler daha yapardım! Rafa kaldırdığım o kadar çok projem var ki... Bunların yasını şimdi olduğu gibi gelecekte de tutacağım sanırım (Gülüyor).
Batuhan Emral: Blogunu oluşturmanın 3. yılını kutladın 20 Eylül'de... Bu zamana dek hiç sıkılıp bırakmayı düşünmedin mi?
Mert: Bu konu için kullanıldığında "sıkılmak" eylemi, bana çok uzak olan bir sözcük. Aslında bu sorunun cevabını "Ben benle röportaj yapıyor! -3"te detaylı bir şekilde açıklamıştım ama kısaca söylemem gerekirse ben ilk dergimi 2003 yılının Kasım ayında çıkardım. Sekiz yaşındayken. O zamandan bu zamana hiç ara vermeden ilk günkü heyecanımla yazmaya, çizmeye devam ettim, ediyorum. Yani eğer sıkılsaydım, yıllardan beri çoktan sıkılırdım. Ama ben şimdiye dek hiç sıkılmadım, şimdiden sonra da pek bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Eskiden işlerimi nasıl yürüttüğümü o röportajda uzun uzun açıklamıştım. Şunu söyleyebilirim ki tek fark artık internet sitem var ve yaptıklarımla herkese ulaşıyorum.
İsimsiz: "Facebook" ya da "Twitter" açsan çok güzel reklam yaparsın. Ama sen bunlara karşı direnmekte ısrarcısın? (En çok sorulan soru)
Mert: Aynen öyle. Ben blogumda iyiyim. Herkes marifetmiş gibi her an her yerde o dediğiniz iki şeyle ilgileniyor. Telefonundan girenler tuvalette bile "Facebook"ta, "Twitter"da! Hani su geçirmezleri icat edilse banyo yaparken bile ellerinden düşürmeyecekler! Sesli harfleri yazılmayan kelimeler, herkesin her şeyi "beğen"mesi de bir başka mesele... Tamam, teknoloji gelişiyor, çağ değişiyor, elbette ki bunlardan yararlanmak lazım. Zaten bu röportajı şu anda size ulaştıran da teknoloji, bu çok güzel bir durum. Ama bir şey hayatın bu kadar içinde olunca, tadı kaçıyor, bu da beni sinir ediyor. İşte bu yüzden ben blogumda iyiyim...
Batuhan Emral: Blog veya benzeri sayfalarda seni görmeye ne kadar süre daha devam edeceğiz?
Mert: Blogumla bütünleştim artık, ondan kopmam mümkün değil. Kağıtlara yaptığım dergilerden bloga geldim ben. Şimdi geriye dönüş yapmak haneme eksi katar. Yeni bir format bulana kadar ya da yaptıklarımı sergileyeceğim farklı bir alan bulana kadar, blogumu etkin bir şekilde kullanmaya devam edeceğim.
Batuhan Emral: Kendini bir cümle ile tanımlayacak olursan...
Mert: "Her duyguyu içinde bine bölüp yaşayan" biri cümlem henüz blogumda paylaşmadığım bir şarkıma ait... Bu tanım beni anlatıyor mesela. Kendimi pek çok açıdan pek çok farklı şekilde tanımlayabilirim, ama şu anda aklıma gelen bu oldu. Ve bir de, "Sözde değil, özde" bir insanımdır. Dilimde değil, kalbimdedir sevdiklerim. Konuşmak bedava olduğu için yapmacık davranabiliyor insanlar. Herkesin her söylediğinin içten olmadığını "herkes" biliyor. Pek çok kişi birbirine öpücükler dağıtırken, arkalarını döndüklerinde birbirlerini çekiştiriyor! Bana karşı da böyle davrananlar var. Bilmediğimi sanıyorlar ama dediğim gibi aslında herkes karşısındakinin ne olduğunu bilir. Zaten hiç sevmediğim iki insan tipi varsa onlar da ikiyüzlü ve yalancı insanlardır.
İsimsiz: Blogunda şarkı sözlerini paylaşıyorsun ama bestelerini dinleyemiyoruz? (En çok sorulan soru)
Mert: Bunu söyleyen o kadar çok kişi var ki, en sonunda kafama iyice yerleşecek ve harekete geçeceğim! Şarkı söylemeyi, özellikle de kendi yazıp bestelediğim şarkıları söylemeyi çok seviyorum. Ama sesimin dışarıya sunacağım derecede iyi olduğunu da düşünmüyorum. Aslında kendimi bu açıdan Sinan Akçıl'a benzetiyorum. Besteci ve söz yazarıyken şarkı da söyledi ve kimileri beğendi, kimileri beğenmedi. Ben söylersem acaba hangi taraf ağır basar? Geçen sene tiyatrodaki rolüm gereği söylediğim Türk Sanat Müziği parçalarındaki sesimi beğenenler olmuştu, sanırım "pop" sınıfına girebilecek olan şarkılarım da kimilerince beğenilebilir. Ama yine de şimdilik kendime şarkı söylemem en iyisi gibi görünüyor (Gülüyor). Ya da şöyle söyleyeyim; bu tarafımı geliştirmem için pek zamanım yok.
İsimsiz: Blogunda yakın zamanda neler göreceğiz?
Mert: Bu röportaj uzun zamandır aklımdaydı... Zaten ben haftalardır/aylardır üstünde çalıştığım bir dosyamı "Kaydı Yayınla" tuşuna bastıktan sonra "eski" bir paylaşımım olarak görmeye başlıyorum! Yani aklım hep bir sonrakini düşünüyor. Hani sanatçılara sorulur ya, "Eserlerinizin çok çabuk tüketildiğini düşünüyor musunuz?" diye, işte ben bizzat kendim çok çabuk tüketiyorum yaptıklarımı. Aslında hepsi zaman, emek, uğraş, sabır, özen isteyen şeyler... Böyle birkaç gün içinde eskimesi kötü bir durum; kaldı ki bir de ben blogumu çok sık güncellediyorum... Bu röportajımı yayımladım, şimdi yine her zaman olduğu gibi sırada çok şey var. Ev dosyalarımı özellikle beğenen bir takipçi grubum var, onların yine çok beğeneceğini umduğum harika bir ev gezim yakında blogumda olacak. Farklı şehirlerde farklı gezi yazılarım da yine yakın gelecekteki planlarım arasında. Bunlar dışında her konuda yazdığım yazılarım ve paylaştığım şiirlerimle de karşınızda olmaya devam edeceğim. Dillendireceğim projelerim şimdilik bunlar. Aslında bloguma çok ağırlık veriyorum, blogumu çok sık güncelliyorum, biraz da yarım kalmış kitabıma zaman ayırsam hiç fena olmayacak ama...

Not: Soru sorması için yanlarına gittiğim arkadaşlarıma, beni kırmayıp sorularını sordukları ve isimlerinin yayımlanmasına izin verdikleri için, isimlerinin görünmesini istemeyip "İsimsiz" olarak yazdıklarıma da yine aynı şekilde çok teşekkür ederim. Bu arada ilginç bir tezat oldu burada: Kendimle yaptığım üç röportajımda "Ben"in "Mert"e "Siz" diye seslenmesine karşın burada sorular bana "Sen" diye soruldu ve ben de "Sen" diye cevap verdim. İlginç... Gerçekten ilginç... :)


6 yorum:

  1. sorularımıza içtenlikle cevap verdiğin için teşekkür ederim :) aşkın gidşi cidden aklın gidişidir sende benimle aynı düşüncedesin... ve buda beni çok sevindirdi senin düşüncelerin duyguların benim için çok önemli sen bizler için çok değerlisin blogunda bi geziniyim dedim baya bi ara vermiştim çok güzel olmuş tebrikler...

    YanıtlaSil
  2. Sorularımı paylaştığın için teşekkür ederim. Cevaplarda güzel olmuş, aydınlandım... :)

    YanıtlaSil
  3. Bi soruya karşılık blogumda iyiyim demiştin ama facebook ya da twitter kullanmak seni daha çok sayıya ulaştırmaz mı?Günümüzde büyük firmalar radyo ve televizyon programları facebook ve twitter üzerinden hayran kitlesine ulaşıyor tabi son söz sana kalır ama bence oralarada başlamalısın...

    YanıtlaSil
  4. İfaden çok güzel. Şaşırıp kalıyorum. Bu gerçekten bir yetenek herhalde. Sabırla bunun "son"unu beklemeni çok isterim. Ve senin özgür olduğun zaman bu yolda nasıl ilerleyeceğini çok merak ediyorum. Şimdi sorumlulukların var, öğrencisin... Kimileri sana yazdıklarını çok görebilir. Ama bence çok farklı, çok yetenekli, çok ruh hali değişik bir gençsin ve öyle olmaya devam edeceksin. Bu farklılığını ileride çok farklı bir kişi olduğunda göreceğiz.

    Emekli öğretmen

    YanıtlaSil