...ve zamane genci yazmaya başlar.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Trabzon 2011 Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları'nın ardından...













Trabzon 2011 Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları'na bir Trabzonlu olarak kayıtsız kalacağımı mı sanıyordunuz, sevgili takipçilerim? Kalır mıyım hiç! Trabzon'u da etkisi altına alan bu anormal sıcaklara rağmen fotoğraf makinemi attım çantama, her etkinliğe gidemesem de Akçaabat'tan Yomra'ya, Beşirli'den Meydan'a; veya başka bir deyişle atletizmden cimnastiğe, tenisten bisiklete hepsini görüntüledim. Ve dosyanın sonunda da bu organizasyonun kapanış töreni var elbette... Judosu da eksik kalsın, ne yapalım.






Yukarıdaki havai fişekler açılış töreni esnasında atıldı... O muhteşem anları babam muhteşem fotoğraflara dönüştürdü. Bundan sonraki fotoğraflar her zamanki gibi bana ait. Sonraki üç fotoğrafı Akçaabat'taki atletizm sahasında çektim... Fotoğraflarda koşucular ön planda. Ama sahada gülle atanlar, yüksek atlama yapanlar da vardı. Takip açısından en zor olanı bu etkinlikti. 49 ülkenin katıldığı bu organizasyonda en gürültülü saha da burasıydı.



Sporcular tenis oynarken ayakta dolaşmak yok! Atletizmin aksine burada çıt bile çıkaramadık! Dikkatleri dağılmasın diye... En sessiz saha burasıydı.



Meydan trafiğini kapatmışlar, her yerden bu bisikletliler çıkıyordu! Ama şu görüntüye bakar mısınız, herkesin aynı anda pedal çevirmesi ne kadar güzel bir şey! Ben de bir bisiklet tutkunu olarak çok beğendim doğrusu...



En görsel, en estetik etkinlik kesinlikle cimnastikti! Sırıkların üstünde duranlar, müzik eşliğinde bale yapar gibi hareketler sergileyenler... En renkli saatleri Yomra'daki bu cimnastik sahasında geçirdim.











Ve kapanış... İki saat bekletilmemize değdi mi? Şu açılardan değdi: Önce sahadan, sonra da arkamızdan atılmaya başlanan havai fişekler müthiş görseldi, çok muhteşemdi, kapanışın en can alıcı kısmı oydu. Hayatımda izlediğim en güzel havai fişek gösterisiydi. Bir ara iki ateş arasında kalan asker gibi hissettim kendimi... Gripin meraklısı değilim, hani "tutkunu" olduğum şarkı grubu değildir; ama beş şarkı söyledikleri canlı performans çok güzeldi, başarılıydı. Bravo! Şu açılardan değmedi: Horon ve kolbastı haricinde bir şey yoktu. Açılıştaki Anadolu Ateşi yoktu. Biz de gösterinin bitmesine doğru, DJ gelirken sahayı terk ettik...

Sonuç: Trabzon hayatında bu kadar çok turisti bir daha görür mü bilmem. Ama hamsi maskotunun herkesin ilgisini çektiğinden, beğenisini topladığından eminim. Hafta boyunca her yerde anahtarlıkları, kıyafetleri, rozetleri, şapkaları satıldı durdu. Ama maskot gerçekten de çok sevimliydi, sevilmeyecek gibi değildi. Trabzonlular ve turistler güzel bir hafta geçirmiştir herhalde... Ben de ne yaşadıysam ne gördüysem hepsini sizlerle paylaştım. :)

Not: Açılışın biletleri haftalar öncesinden tükendiği için çoğu tanıdığım gibi ben de açılışı televizyon karşısından izlemek zorunda kaldım.

BU GÜNLERDE DERGİ-KİTAP GÜNDEMİMDE NELER VAR?


Elle Decor, Cnbc-e ve 46 şu sıralar sayfalarını karıştırdığım dergiler. Kitap olarak ise Kağıt Kız'ı okuyorum ve bitirmek üzereyim; tek kelimeyle müthiş. Ondan önce de birkaç Türk klasiği okudum.

BLOG DIŞINDA NELER YAPIYORUM?

Uzun beyin yıpratmaları sonucu nihayet yeni romanımı yazmaya başlamış bulunuyorum. Şimdilik günde 4-6 saat üstünde çalışıyorum, ayrıca yazma işlemi dışında da sürekli düşünüyorum. Beynim her an “error” verip çökebilir. :)

MERT'İN GEZEGENİ'NDE YAKINDA HANGİ DOSYALAR VAR?

Afyon’da bir akşamüstü, Sedir (Kleopatra) Adası’nda “Bembeyaz” bir gün ve dekorasyon meraklıları için muhteşem bir ev dosyası...

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Marmaris'te yaz başkadır



Türkiye’de yaz turizmi denince listenin başlarında Marmaris de yer alıyor. Mavi ve yeşilin tonlarını buluşturan, gündüzleri plajların tıklım tıklım dolu olduğu, gece geç saatte başlayan eğlencelerin sabahın ilk ışıklarına kadar sürdüğü Marmaris bu yıl yeni çevre düzenlemeleriyle yine yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı. Benim içinse her zaman aşkın, tutkunun, denizin, bisikletin ve yazın simgesi olan Marmaris, şimdi yeni sıfatıyla; çok daha vazgeçilmez.







Marmaris’in ünlü Netsel Marina’sında küçük, sevimli ve içinden hiç çıkmak istemeyeceğim bir dükkan keşfettim: Mona Titti Art. Dükkanın sahipleri olan bir annenin kızından esinlenerek yaptığı kadın yüzleri, gözleri, saçları başınızı çevirdiğiniz her yerde! Mesela iki kadın yüzünün olduğu bir çizim var ve bu çizim kutularda, ayraçlarda, not defterlerinde, çerçevelerde, taşlarda, tabaklarda ve resim şeklinde (fotoğraflarda daha iyi görebilirsiniz) çeşitli objeleri desenleyerek satışa sunuluyor. Bu yaratıcı dükkanın en güzel yanı da ne biliyor musunuz? Kışın da bazı günler açıkmış! Yolunuz düşerse uğrayın derim, emin olun siz de çok seveceksiniz.



Marmaris’e geldiğinizi kanıtlamak için Kapalıçarşı’daki bu dükkana mutlaka uğramalısınız! Marmaris resimleri olan bardaklar, küllükler, tabaklar; sevimli Pinokyo kuklaları; anahtarlıklar; nazar boncuklu eşyalar; üstünde çeşitli resimler olan magnetler; fesler; bilezikler gibi daha pek çok obje ve incik boncuk her şey var! Ayrıca hazır çarşıya gelmişken bir et ya da tavuk döner yemeden sakın ayrılayım demeyin.





Marmaris’in otelli, barlı, restoranlı sahil yolu da diyebileceğimiz Uzunyalı bölgesine bu yıl yapılan çevre düzenlemeleri zaten güzel olan Marmaris’i bir o kadar daha güzelleştirmiş! İnsanların oturabileceği alanlar, çiçeklendirme ve peyzaj çalışmaları, ayrıca heykeller; geceleri yapılan ışıklandırmayla çok daha güzel görünüyor. Eğer Marmaris’in sadece deniz, kum ve güneşinden yararlananlardansanız; bir de madalyonun gece yüzünü görmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Alışveriş meraklıları için birkaç adres verdim, zaten Marmaris’in her yanı mağaza, dükkan, çarşı, pazar... Ama gelenekselden şaşmam diyorsanız her perşembe Marmaris Belediyesi’nin pazar binasında kurulan pazarı da ziyaret etmelisiniz. Aynı binada pazar günleri de perşembe günkünden daha küçük olan bir pazar kuruluyor. Daha da detayını isteyenler için vereyim: Çarşamba günleri İçmeler’de, perşembe günleri Armutalan’da, pazar günleri de Beldibi’nde geleneksel pazarlar açılıyor. Marmaris’in ünlü çam balını, çeşitli baharatları, şifalı otları, halı-kilim gibi ürünleri buralarda bulmak mümkün. Ve katılım sadece yerli turistlerle sınırlı kalmıyor. Yabancı turistler bu pazarlara büyük ilgi gösteriyor.





Geçen sene ben de bu sokak ressamlarından bir tanesine karikatürümü yaptırmıştım.
Vay canına, şu Marilyn Monroe’ya bakar mısınız ne kadar da güzel? Bu ressamların daha çok yabancı turistlerin ilgisini çektiğini de söylemeden geçmeyeyim.

Marilyn Monroe demişken... Yabancı turistlerin ilgisini çekebilmek için restoranlarda, kafelerde, dükkanlarda, mağazalarda bilinen İngiltere kraliçelerinin resimleri ve çeşitli ülkelerin bayrakları bulunuyor. Bu “tavlama” yöntemlerinden bir tanesi de Marilyn Monroe’nun resimlerini ve adını kullanarak müşteri toplamak. Ne yalan söyleyeyim, bu çekime ben de kapılıyorum...







Ben yazın “Küçük İstanbul” diyorum buraya... Değişik illerden, ülkelerden gelmiş çeşit çeşit insan ve yoğun trafiğiyle, yazın açık olan sayısız mağazasıyla ne eksiği var Allah aşkına? Deniz manzarası deseniz Köprü’sü yok ama idare ediverin, hatta bence buranın daha başka bir güzelliği var. Bisikletle bir yere gitmekse gündüzleri bayıltıcı güneşten, geceleri de her pedalda bir insan seline kapılıp tin tin ilerlemek yüzünden ölüm gibi! Bu sene bu kadar güzel şeyler yapılmış Marmaris’e, en yakın zamanda inşallah bir bisiklet yolu da yapılır da bisikletliler bu eziyetten kurtulur. Hayır, yaya olarak yürüyenler de haklı; çünkü bir de peşlerindeki bisikletlileri kollamak zorunda kalıyorlar, ezdi mi ezecek mi diye! Kısacası her iki tarafın da hakkı var. Siz Marmaris gibi bir yerde ulaşımın nasıl sağlandığını sanıyorsunuz? Bisiklet ve motosikletle ulaşım, arabayla ulaşımdan çok daha fazla. Motosikletlerin insanların yürüdüğü yollardan, kaldırımlardan gitmesi de cabası... Bunlara acilen çözüm bulunmalı. Ve sonra da kusursuz ilçe Marmaris’i bal döküp yalamalı.



Bu arada... "Mag maga magazin!"de
şakayla karışık birkaç deniz yerine yorumumu yapmıştım, nerelere gidilmesi gerekiyor diye de söylemiştim, asıl tavsiyeler orada... Ama burada da İçmeler’deki “Can Kafe”den bahsetmeliyim. İçmeler’i kucaklayan işletmelerden biri. Denizi de güzel. Marmaris’e gitmişken e bir gününüzü de oraya ayırın derim.


Ve... Marmaris’te mini golf oynanan yerlerden birine gitmenizi de tavsiye ederim.

BUNU BEĞENDİYSENİZ
ŞUNU DA BEĞENEBİLİRSİNİZ:

Muğla'da bir gün

MERT'İN GEZEGENİ'NDE YAKINDA HANGİ DOSYALAR VAR?

"Marmaris'te yaz başkadır" ve "Muğla'da bir gün" dosyalarımın tadını alacağınız:
-Afyon’da bir akşamüstü
-Sedir (Kleopatra) Adası’nda “Bembeyaz” bir gün
"Nihan Karaali'nin samimi evi!" dosyamın tadını alacağınız, dekorasyon delisi olanların (ben de bunlardan biriyim) bayılacağı muhteşem bir ev ziyaretim de gelecek dosya planlarımın arasında...

BLOG DIŞINDA NELER YAPIYORUM?

Uzun beyin yıpratmaları sonucu nihayet yeni romanımı yazmaya başlamış bulunuyorum. Şimdilik günde 4-6 saat üstünde çalışıyorum, ayrıca yazma işlemi dışında da sürekli düşünüyorum. Beynim her an “error” verip çökebilir. :)

ŞİKAYETİMİ DE YAPARIM!

Siz bu yazıları keyifle bir çırpıda okuyorsunuz ama işin arka yüzünde ne sırt ağrıları, ne kamburlaşma tehditleri ve ne HTML sıkıntılarıyla dolu saatler geçirdiğimi bir ben bilirim, sevgili dostlar!.. :) HTML ayarları, yani işin teknik kısmı gerçekten söz dinlemiyor, ne kadar uğraşırsan seni o kadar uğraştırıyor... Yazım ve fotoğraf işlemlerini hallettikten sonra inanın 5 saat boyunca HTML ayarlarıyla uğraştım, ama yine de yazı ve fotoğraf bir dosyada olunca HTML affetmiyor, illa böyle boş satır araları vs. bırakıyor... Acaba uğraşmasam da karman çorman bir blog mu yapsam? :)

22 Temmuz 2011 Cuma

"Bana Anlat" ve "Sözde Ayrılık" yorumları

"Bana Anlat" şarkı olarak çok sevdiğim bir şarkı. Hande Yener'in sesine de yakışmış. Boş sözlerle geçiştirilen pek çok şarkıdan daha iyi olan bir şarkı. Klibini de dört gözle beklerken, "Acaba Hande Yener bu sefer hangi çılgınlığı yapmış? Klibin temasını ne olarak belirlemiş?" diye düşünürken, klibin çıkmasıyla sersemledim. Beklentimin çok çok altında olan bir klipti bu. Klipte ne var ki? Her klipte olduğu gibi deniz kenarında kumlara yatan bir kadın ve ona modellik yapan bir erkek. "Sopa" gibi yaratıcı bir klipten sonra, "Bana Anlat"ta beklentim çok daha yükseklerdeydi. Hande Yener sanki ilk çıktığı dönemlerdeki Hande Yener'e bürünmüş. Ne yazık ki şarkıyı ne kadar sevdimse, klibi de o derece sevmedim, sıradan buldum! Hande Yener'in merakla beklediğim bu albümü çıkar çıkmaz yorumumu yapacağım.

Eğer bu yaz birileri en stratejik şarkıcıyı seçecekse şimdiden söyleyeyim: Benim oyum kesinlikle Gülşen'den yana! Gülşen yazı "Yeni Biri" single'ı ile karşıladı, şimdi de hiç hesapta yokken (yani açıklama yapmamışken) sürpriz yaparak "Sözde Ayrılık" single'ını patlattı! Kış başından beri albüm çıkaracağını söyleyip hala çıkaramamışlara, bu şarkıyı aniden ortaya çıkaran Gülşen'i örnek almalarını öneririm. Müthiş bir strateji... Albümle harcamıyor şarkılarını ve single'ları ile ortalığı coşturuyor! Klipte, özellikle de çok sevdiğim ve defalarca izlediğim o pasta sahnesinde Gülşen çok sevimli. Klibi de şarkıyı da çok sevdim. Bir albüm yorumları yazımda Gülşen'in "Yeni Biri"si için, "Fazla söze gerek yok. Gülşen her zaman bir öncekinden daha iyisini yapıyor." demiştim. Yanılmadığımı görüyorum. Bravo Gülşen, hep bizimle kal!

19 Temmuz 2011 Salı

Yine bir şarkı sözüm...

Hani "Ben benle röportaj yapıyor! -3"te şimdiye kadarki şiirlerim ve beste de yaptığım şarkılarım 250'den kesin fazladır ama tam sayısını bilmiyorum çünkü saymadım demiştim ya, işte birazdan okuyacağınız da bundan önce yayımladıklarım gibi o 250 taneden biri değil, blog için yazdığım, melodisini de yaptığım yeni bir şarkı. Hande Yener'in "Sopa" şarkısının sadece sözlerini okuduğunuzu düşünsenize, çok kötü durur, değil mi? Her şarkı için bu böyledir bence. "Narsist" de, "Sırılsıklam" da aslında kendi çapımda yazıp ağzımla mırıldandığım şarkılarım. Sizlerle yakında ilk defa bir şiirimi paylaşacağım. Ve böylece şarkı diye yayımladıklarım gibi bir yanı eksik durmayacak, çünkü zaten şiir sadece kelimelerden oluşur ve duyulması gereken bir melodisi yoktur. :) Sizleri sevgiyle selamlıyorum, Mert. :)

AŞK NE Kİ KORKALIM?

Sevgilin aslında sadece sevdiğin çıktığında,
Kankan seni bırakıp başkalarıyla buluşunca,
Ellerinde bıçakla güya pastacığını kesen dostlarına,
Son limanların da eklenip bıçağı sana sapladıklarında!

Yaşananlar dursun orda,
Ne yapalım, bundan sonra:

Herkese kolayca aldanmayalım,
Bir gülümseyene yanaşmayalım,
Önce iç güzelliğine bakalım,
Söyleyin bana, aşk ne ki korkalım?

Ayağına ip dolanır sanıp dost dolandığında,
Sır diye verdiklerin dillere pelesenk olunca,
En iyi oyuncuyu bugüne dek hep kendin sandığında,
İnanır mıydın ki milletin doğuştan hokkabaz olduğuna!

Yaşananlar dursun orda,
Ne yapalım, bundan sonra:

Herkese kolayca aldanmayalım,
Bir gülümseyene yanaşmayalım,
Önce iç güzelliğine bakalım,
Zırhımızı kuşandık, aşk ne ki korkalım?

13 Temmuz 2011 Çarşamba

"Sırılsıklam"dan sonra...

"Sırılsıklam"a gelen beğeni cümleleriniz nedeniyle blog için yazdığım bir şiirimi daha sizlerle paylaşıyorum ve blogumda bundan sonra "Şiirlerim" diye özel bir köşe daha olacak. "Narsist" de "Sırılsıklam" gibi şiir olarak değil, şarkı sözü olarak yazdığım ve kendimce bestesini yaptığım bir şarkı aslında. Kağıt üstünde pek iyi durmuyor, çünkü birazdan okuyacağınız "Narsist" aslında şarkı olduğundan kulağa müzikle birlikte çok daha iyi gelecekti. Yanımda, her zaman çok iyi olan ve benim ricam üzerine benim mırıldanarak oluşturduğum sesleri notaya dönüştürecek müzisyen bir abim var, ama şimdilik şarkılarımı da şiirlerimi de böyle kağıt üstünde okumanız daha iyi. Neyse efendim, bu muhabbetin detaylarını öğrenmek istiyorsanız "Ben benle röportaj yapıyor! -3"ü okumanızı şiddetle tavsiye ederim. İşte karşınızda "Narsist"! Zamanını bir hiç için heba etmişlere...

NARSİST

Sana olan karşılıksız aşkımdan,
Depresyonla kan kardeşi oldum.
Aşkın döndürdü beni tam başımdan,
Yana yana söndüm, gül gibi soldum.

İşte istediklerini duydun...
Ama dahası da var...

Kandım, belki kendimi aldattım.
Hayalden bir sevgili yarattım.
Baktım, gördüm klasik sarışınlardan farksızsın,
Sen sadece kendini düşünen bir narsist çıktın.

Mutluydum başlarda senden pas çoktu.
Yalan, kibir, iki yüzlülük yoktu.
Sonra birden duyguların değişti,
Yazık ki bu da bir insan çeşidi.

Belki bilerek ateşe atladım.
Yanmak neymiş daha iyi anladım.
Gizlice gördüm asık suratını çıkarıp beni görmezden geleni taktın,
Sen mutlu olmayan ve herkesi kuklan sanan bir narsist çıktın.

Ama maskeniz düştü çok sayın bayan...
Yeni sıfatını güle güle kullan!
Kışın ben ağladım, yazın da hep sen yan...
Bu defter de burada kapanır bay bay!

7 Temmuz 2011 Perşembe

İki haftada 757 fotoğraf çılgınlığım!

Bana, en çok fotoğraf çektiğin iki hafta hangisiydi, diye sorulacak olursa hiç tereddüt etmeden, geçtiğimiz iki hafta, diye cevap verirdim. Daha sadece iki hafta içinde 757 fotoğraf çektim! Bazılarının gereksiz çekimler olduğunu ben de biliyorum, ama yanımda yedek belleğim olduğu için böyle rahat davrandım. Sonra içlerinden seçim yapmamın ne kadar zor olacağını bile bile, kendimi tutamadım işte, sevgili arkadaşlar...
Mert'in Gezegeni'nin "Yaşadıklarım-Gördüklerim" kısmı için çok güzel projeler gerçekleştiriyorum. Gidiyorum, geziyorum, fotoğraf çekiyorum, yaşıyorum, görüyorum... Hiçbir anımı boş geçirmiyorum, geçiremiyorum, sürekli çalışma halindeyim, sanki bir gazetede veya bir dergide çalışan yazar, kameraman gibi çalışıp duruyorum. Sanki matbaaya bir şey yetiştirecekmişim gibi! Dosyalarımı umarım beğeneceksiniz. "Mag maga magazin!" için de çok uğraştım, tabii o biraz eğlenceli bir dosyaydı. Yeni ve ciddi dosyalarım çok yakında sizlerle olacak...
Hepinize keyifli ve sağlıklı tatiller,
Sevgilerimle,
Mert...

1 Temmuz 2011 Cuma

Mag maga magazin!

Bodrum aşağı Bodrum yukarı derken Marmaris'te de yaz sezonu bir başladı, pir başladı! İkoncanlar, bibercanlar, süpercanlar sezonu açalı çok olsa da; oyuncular, şarkıcılar, yazarlar, çizerler ve bloggerlar da yeni yeni kumsallara döküldü! Kendisi bu terimi Türkçe'yi kirlettiği için kullanmak istemese de Mert'in Gezegeni blogunu yapan ünsüz blogger Mert de objektiflerimize takılanlar arasındaydı...







25 Haziran Cumartesi, Marmaris-Turtle











Mert deniz sezonunu Cumartesi günü Marmaris sahilindeki Turtle'da açtı. Gölgeye çektiği şezlongunda "Melek" kitabını ve "Maison Française" dergisini okuyan blogger, kameralarımızı uzaktan görünce el salladı. Denize girip denizden çıktığında plajda onu bekleyen muhabirlerimizin, "Deniz nasıldı?" sorusuna, "Mükemmeldi! Soğuktu ama dinlendiriciydi." yanıtını verdi. Bir muhabirimizin, Mert'in "Ben benle röportaj yapıyor! -3"teki bir cümlesine gönderme yaparak, "Suda neler düşündünüz?" diye sorması üzerine güldükten sonra, "Blogum için yeni dosyalarım var. Onlar için çok uğraşıyorum, çalışıyorum. Fotoğraf makinem her zaman elimde çünkü haber her yerde! Blogumun takipçileri için sürprizlerim var. Beklesinler... Ayrıca kıştan beri ertelediğim çok güzel bir roman konusu var kafamda. Geliştirip yeni bir kitap yazacağım. Bunları düşündüm!" yanıtını verdi. Ayrıca gazetecilere bir ricada bulundu: "Arkadaşlar, lütfen 'blogger' diye yazmayın! Kelime kulağa hoş geliyor ama Türkçe'yi de kirletiyor. Mümkünse 'sanatçı' diye yazın." Daha sonra Cheeseburger menü yiyen ve soğuk-buzlu çay isteyen Mert, öğle saatlerinde geldiği mekandan akşamüstü altılarda ayrıldı.


26 Haziran Pazar, Marmaris-Uçurtma






















Mert Pazar günü de Uçurtma'da görüntülendi. Uçurtma'ya öğleden sonra ailesiyle gelen Mert ve ailesi plajda yer bulamayınca kafe kısmına geçtiler. Pazar günü olduğu için tıklım tıklım dolu olan Uçurtma'nın denizi her zamankinden daha dalgalı ve soğuktu. Hava da rüzgarlıydı. Gazetecileri görünce gülümseyen Mert, "Aileden denize bir tek ben girip çıktım. Deniz o kadar sevimsiz ki insanın giresi gelmiyor zaten... Ben de gelmişken kaçırmayayım diye öylesine girdim." dedi. Yine Cheeseburger menü yiyen Mert, Turtle'da olduğu gibi Uçurtma'da da bol bol fotoğraf çekti, çektirdi ve müzik dinledi. "Melek" kitabı ve "Elle Decor" dergisi elinden düşmedi. Bu arada Mert ve ailesinin oturduğu masaya masa numarası olarak üstünde 61 (Mert Trabzon'da yaşıyor) yazan boyalı bir taşın gelmesi tesadüfü Mert'te büyük şaşkınlık uyandırdı. Bu durum dikkatli kameramanlarımızın gözünden kaçmadı.




28 Haziran Salı, Marmaris/Kumlubük-Kumlubükü Yacht Club





























Mert Salı günü de Marmaris'e yarım saat uzaklıkta olan Kumlubükü Koyu'ndaydı. Kumlubükü Yacht Club'a ailesiyle gelen blogger önce denize girdi. Buz gibi soğuk olan denize öğleden sonra bir de rüzgarlı hava eklenince deniz dalgalandı. Mert sahilde "House Beautiful" dergisini okurken kameralara takılınca, üç deniz gününde üç farklı dergiyle görüntülenmiş oldu. Akıllara da hemen, "Ben dergikoliğim!" diye yaptığı açıklamalar geldi. Gazetecileri görünce, "Bu ücra koyda da sizden kaçamadım ya, ben daha ne diyeyim!" diye güldü. Restoran bölümünde ailesiyle yemek de yiyen Mert, yemek seçimini Çili Soslu Tavuk'tan yana kullandı. Blogger yemek yerken kendisini fotoğraflayan gazetecilere, "Bu mekan geçen sene bu kadar pahalı değildi, bu sene fiyatlar uçmuş!" diyerek espri yaptı. İskeledeki yatlar ve birkaç ünlü isim dışında hakikaten de Kumlubükü Yacht Club'ın sahili bomboştu. Yan taraftaki yerler ise tıklım tıklım doluydu. Mert sonra ciddileşerek, "Ama hiçbir zaman Kumlubükü'nü es geçmem. Bu mekanın atmosferi ve restoranın dekorasyonu da her şeye değer." diye ekledi. Bir ara hamağa uzanan Mert müzik dinlemeye başladıktan birkaç dakika sonra hamağın bacağı kırıldı ve hamak yere çöktü. Şans eseri hamağın sert kısmı değil de ağları Mert'in üstüne düştü. Ve blogger kahkahalarla gülmeye başladı. O anları olay yerinde bulunan muhabirlerimize gülerek şöyle anlattı: "Nasıl olduğunu anlamadım. Kendimi birden yerde buldum. Meğersem hamağın bacağı zaten kırıkmış ama bir şekilde tutturmuşlar. Piyango bana vurdu işte! Babam beni bugün aramızda geçen bir espriden dolayı Survivor'daki Taner'e benzetmişti. Ben de gülerek yanına gidip, 'İşte şimdi tam Taner oldum!' dedim. Şanssız mıyım -hamağa bindiğim için- şanslı mıyım anlamadım. Üstüme sadece ağlar çöktü, ya demir kısım başıma vursaydı? Allah korudu... Ve ben hala gülüyorum!" Basın açıklamasından hemen sonra, "Taner geliyooor!" diyerek buz gibi soğuk ve dalgalı olduğundan kimsenin girmediği suya koşarak atlayan ve yüzmeye başlayan Mert, Taner'in klasik "Oh yeah!" pozuyla kameralarımıza poz da verdi. Yüzdükten sonra iskeleye çıkan Mert, sert esen rüzgarda teknelerin ve yelkenlerin direklerinin üstüne çökmesinin yanı sıra kendisinin de uçup gideceğini düşünmüş olacak ki iskeleden kısa süre sonra indi! İyice sevimsizleşen deniz ve hava yüzünden mekandan erkenden ayrılan Mert ve ailesi içinde denize giren tek kişi de Mert oldu.

30 Haziran Perşembe, Marmaris-Özel bir havuz başı





Mert Perşembe günü de bir havuz başında görüntülendi. Elinde "Cnbc-e"nin tatil sayısı olan Mert, kendini açıklama yapma zorunluluğunda hissetti: "Aldığım dergiler süs değil, aldıklarımın hepsini keyifle okuyorum. Kitap da okuyorum ama hani bir yazımda da yazmıştım ya, işte o nedenlerden dolayı dergi daha fazla okuyorum. Her ay takip ettiğim bir sürü dergi var. Hiçbirinden ödün veremem. İşin kötü yanı son zamanlarda hoşuma giden birkaç yeni dergi daha var!" Muhabirlerimizin, "Biz haftaya Bodrum'a geçiyoruz, burada yeterince haber yaptık, sizi bir daha göremeyiz... Marmaris'e gelenlere deniz için önerdiğiniz başka yerler de var mı?" sorusu üzerine Mert aceleyle, "Lütfen ailemle çektiğiniz fotoğrafları yayımlamayın, sadece benim olduğum fotoğrafları yayımlayın." diye aklına gelmişken söyledi. Sonra sorulan soruya yönelik, "Marmaris'te harika koylar var. Sahilde de yüzlerce tekne... Bu teknelerdeki turlara katılıp görülmesi gereken koylara mutlaka gitmeliler. İçmeler'in denizine mutlaka girmeliler. Selimiye'siz bir Marmaris zaten düşünülemez. Turunç, Kızkumu, Amos da öyle... Yani seçenek çok, zaman da bolsa bu saydıklarıma ve daha fazlalarına mutlaka gitsinler. Ve beni görüntülediğiniz yerler... Ben de daha çok yere gideceğim ve her zaman haberin peşinde olacağım. Döndüğümde yapacak çok işim olacak!" diye cevap verdi.



Haber: Gizli kaynak




Fotoğraflardan bazılarını fotoğrafçılarımız çekmiştir. Mert'in olmadığı resimlerse Mert tarafından çekilmiş, gazetemiz tarafından kullanılmıştır.






















Hey, millet! Bunlara inanmadınız değil mi? Kendi kendime eğlenmek, biraz da magazin sayfalarında çıkan haberlerle dalga geçmek için bu yazıyı ben yazdım. Yazarken de canım çıktı ama! Hele fotoğrafları yüklemek... Bu blogun teknik işleri çok feci! HTML ayarları canımı okudu! Bir gün gelecek ben de onun canını okuyacağım ya, hadi bakalım...





Sevgilerimle,


Mert...