...ve zamane genci yazmaya başlar.

26 Ağustos 2012 Pazar

Modern zamanın akıl çelen 7 düşmanı!

Mademki ben de artık 12'yim, o zaman "Zamane Genci" sıfatımı kullanarak bu yazıyı yazmayı kendime görev bilirim. Üniversite sınavı öğrencileri olarak dileğimiz aynı: Güzel bir üniversite, güzel bir bölüm kazanmak. İstediğimiz mesleği yapmak. Ama bu çakıllı ve karanlık hedef yolundan bizi çevirecek pek çok düşman var. İşte bu yazıda, sizler için, kendi düşmanlarımdan yola çıkarak hemen herkese hitap edecek bir liste hazırladım. Hem de yirmi yıl öncesinin adaylarıyla günümüz adaylarının karşılaştırmalarını yaparak. Hadi bakalım, 12'ler! Bu 7 "modern" düşmanla olan savaşımızda, gazamız mübarek ola! 

1) Blog: Bu işin derdini çekmeme neden olacak kadar çok takipçim olmayabilir, ama bu, benim düzenli olarak bloguma girmeme ve her üç erişimimde bir yeni şeyler paylaşma isteğime karşı koymama engel değil. Sekizinci sınıfı dokuzuncu sınıfa bağlayan o yaz tatilinde, okul heyecanının gündemde olduğu günlerde açtığım blogumu on ikinci sınıfa geçmek üzere olduğum şu günlerde de hâlâ sürdürüyor olmak çok keyif verici bir şey. Mert'in Gezegeni ben mezara gidene kadar yanımdan gelecek gibi duruyor, bakalım. Şimdi başlığa uygun olarak sorarım size, şu "YGS-LYS" maratonunda bundan daha çok kafa çelen başka bir şey olabilir mi Allah aşkına? Sürekli yeni (ve değerli) paylaşımlar yapmak, eğer varsa yapılmış olan yorumları okumak, istatistiklere bakıp hangi çizgi romanlarımın, gezi yazılarımın, ev-dekorasyon dosyalarımın, şiirlerimin, köşe yazılarımın tıklandığını görmek tahmin ve takdir edersiniz ki zaman dilimimden epey bir çalıyor. Peki bundan on beş-yirmi yıl öncesine kadar böyle bir muhabbet mi vardı? Yoktu elbette! Herkes kendini sade ve sadece sınava hazırlıyordu, konsantrasyonunu bozacak hiçbir şey de olmuyordu (Tamam, kız arkadaşla muhallebicide buluşup limonata içmek de zaman alabilir; ama bu gelenek ufak bir evrimle -Starbucks ve cafe latte olarak- günümüzde de devam ediyor). O dönemlerin bu tip vakit alan şeyi en çok günlük tutmak falandı herhalde, yapmayın! Herkes kafasında başka bir aktivite olmadan dersine çalışabiliyordu!

2) TV dizileri: “Beş dakka bakıp yine odama gitçem,” diye gireriz salona ve aileden görünmez bir izin alıp koltuklardan birine önce ürkekçe otururuz. O beş dakika katlanıp on, yirmi, otuz, kırk, elli ve derken bir saat olunca iyice yayıldığımız koltuktan, “Zaten epey bir vaktim gitti, bu saatten sonra çalışamam," deriz ve diziyi son reklamına kadar seyrederiz. Sonra da bir bakarız ki üç saatimiz aslında çöpe gitmiş ve şimdi uyuyacak mısın yoksa ders mi çalışacaksın, hadi bakalım... Diyelim uyudun, sabah kurduğun alarma güveneceksin. Ama bu sefer de kulak zarını patlatan alarmını yastığın sayesinde duymazdan geleceksin. Çalışma işini servise bırakacaksın. Servis arkadaşın sana hararetli hararetli o günkü dedikoduyu anlatmaya başlayınca okulda ders başlamadan önceki boşluğa güvenip yine erteleyeceksin. Sonra bir bakacaksın ki, herkes sohbet ediyor, "Alnımda bir şey mi yazıyor?" deyip sen de katılacaksın sohbete. Şu güzel olan hocanın kırmızı topuklu ayakkabısından girip kat görevlisinin koridorlarda sigara içmesinden çıkacaksın. Bak gördün mü üç dakika "Kuzey Güney", bir ucundan "Muhteşem Yüzyıl", iki sahne "Öyle Bir Geçer Zaman Ki", dört replik kahkaha için de "Umutsuz Ev Kadınları" diyerek mahvettin abicim her şeyi. Eskiden olsa Dallas'la yetinmek zorundaydı insanlar; sonra git odana, mum ışığında dersine çalış (Abartmayalım, dönemleri de karıştırmayalım)! Belki bir de radyo falan... Şimdi öyle mi? Ah, yirmi yıl öncesinden, bugünler tahmin edilebilir miydi bilmiyorum? Bu başlık bir de yerli ve yabancı diziler olmak üzere ikiye ayrılıyor tabii, ona hiç girmeyelim. Ona hiç girmeyelim. Allah'tan şu sıralar çatıdaki anten döndü de Sienbisie çıkmıyor. Herkes için en hayırlısı olan bu durumu, göynümdeki yaraya tuz basıp atlatacağım artık.

3) Flash oyunlar: Eskiden "Angry Birds" mü vardı Allah aşkına? "FarmVille" işine bulaşıp sanal bahçıvanlık mı yapıyordu insanlar? "Gold Miner"daki ihtiyar adamı altın kazanmak için mi terletiyordu o canlar? Hayır efendim! Sessiz sessiz beştaşlarını oynuyor, sonra da iki zıplıyorlardı seksekte -tebeşir izleri silininceye kadar... Bu oyunları bitince doğru evlerine, ders çalışmaya! Ama şimdi öyle mi? Flash oyun illetinden kaç kaçabilirsen! Telefonunda mı istemezsin, internetinde mi? Bilgisayar oyunlarıyla zaten pek arası olmayan biri olarak uzun oyunlardan çok bu tip kısa oyunları seviyorum, ama sadece seviyorum; bilerek uzak durmaya çalışıyorum. Özellikle de bu yıl bu direncimi ikiye katlamam gerekecek. Cowon J3'te var birkaç flash oyunum, onları oynuyorum arada. Onlar da bana yetiyor. E tadında bırakmak lazım ama, değil mi? Fazla bile tat alıyoruz bu işten.

4) Müzik: "Aman Mert, müzik ruhun gıdasıdır, n'aptın sen, ne işi var müziğin modern zamanın akıl çelen düşmanları arasında?" demek üzere olduğunuzu hissettim ve şu notu düşmeyi kendime görev bildim: Evet, müzik ruhun gıdasıdır ve çoğu insan için bir eğlencedir. Benim içinse bağımlılık! Yani haklı gerekçelerle, düşmanım olarak bakıyorum ben müziğe. Bir de bende bir huy var, evlerden ırak, ben eğer bir şarkıya tutuldum mu, o şarkının içinde bulunduğu tüm albüm bende olsun istiyorum. Yani müzik konusunda arşivleme huyum var. Şarkıların tek tek olması, bende ucundan kırpılmış izlenimi yaratıyor, yani tamamlanmamış/eksik kalmış hissi veriyor ve komple o albümü edinmek arzusuyla tutuşuyorum bu sefer. Ya hep ya hiç yani, seç bakalım. Cowon J3'üme son iki yıl içinde bine yakın, etkisi pek olmadı sanırım, 1000'e yakın şarkı yüklemişim mesela. E şimdi ben o müziği dinlerken, şarkıları döndürüp döndürüp baştan söylerken rakibim benim önüme geçmiyor mu? Nasıl geçiyor hem de! Kaptırıyoruz kendimizi valla müzik dinlerken, bir şarkı daha, bir şarkı daha diyoruz... Ben bu işin formülünü bulamadım zaten: Kimisi arabada, serviste, yürürken falan dinleyerek müzikal doyuma ulaşıyor ama ben illa masa başına geçtim mi, önüme test kitaplarımı açtım mı dinleyeceğim o müziği. Notalar iyi, güzel, hoş uçuşuyor havada ama bu esnada bir de fonksiyon illetiyle boğuşmanız gerekiyor ve hak verirsiniz ki birini yapayım derken öbürünü kaybediyoruz. Kaybedilen de genellikle hep işin ders kısmı oluyor. Bir de kulaklıkla dinlemek sağlık açısından çok zararlı, benim gibiler için bunun "kulaklıksız dinleme" dışında bir formülünü bulan yok mudur? 

5) Kitaplar ve dergiler: Sürükleyici bir kitap tüm sınav tempomu alt üst etmek için yeterli olabilir; düşmanlara duyurulur! Tabii teneffüste gelip de, "Mert şu kitabı öneririm, istersen benden alabilirsin," diyen cimri arkadaşın bu birdenbire bastıran cömertliği karşısında, tuzağa düşecek de değilim.
Bu arada; hani genellikle bir kitap bitince öbürüne başlanır, sonra diğerine ve diğerine, değil mi? Bu bende, dergiler ve çizgi romanlar için de geçerli. Kitaplara ne kadar düşkün, titiz, meraklı ve sevgi doluysam; aynısını dergiler için de yaptığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Her ay elimin altında iki üç dergi illa bulunur. E bu derginin içinde bir sürü şey yazıyor, haliyle ben ekstra olarak bir de dergi okumakla zaman öldürürken, rakiplerim kaç soru çözüyor haberiniz var mı sizin? Dergi, okumakla bitse keşke! Bir sürü link reklamına yer veriyor yazarlar, satır aralarında. Bilmem ne blogunun linki, bilmem ne sitesinin adresi... Kimse derginin basılı yönüyle işi sonlandırmıyor yani, kafanıza yüklediği ve merakınızı cezbettiği şeylerle macerayı dergi bittikten sonra internette devam ettiriyor kurnazlar. Bununla da yetinmiyorlar, sanki üniversite sınavına hazırlanan biz gençleri hedef alırmışçasına yok şu röportajın kamera arkası yok bu çekimin ekstra fotoğrafları diye işi dallandırıp budaklandırıyorlar. Ben de merak edip bakıyorum, ne yapayım. Eskinin adayları, okuyorlardı "Ses" dergilerini, sonra odalarına girip hazırlanıyorlardı ÖSS'ye. Ne dijital dergi vardı ne de başka bir şey. Alın size bu modern zamanın getirdiği bir akıl çelme yöntemi daha!

6) Cep telefonu: Çok şükür ki bu şeytandan (yani yok mesajlaşayım, yok tivit atayım tuvalette bile) kendimi korumayı bildim. Mesaj atan arkadaşlarıma cevap yazıyorum sadece, o da gerekliyse. Bedava mesaj hakkı yaptım mı elimden düşüremediğim için telefonumu, hiç öyle bir şey yapmıyorum; attığım mesajlar liralarımı yiyor ama olsun. Bazen de kapalı tutuyorum telefonumu, işim olursa yanıma alıyorum. Ama diyelim ki YGS'den bir önceki akşam telefonum açıkken mesaj geldi, ben de gidip baktım: Hicbisi yapamicaksın. Nihuhahuha! diyor, bilinmeyen şahsiyet. Birdenbire kafam allak bullak olur, sinirden her şeyi unutabilirim! Eskiden olsa böyle miydi? 90'lı yıllarda? En çok tehdit mektubu atardılar posta kutunuza, onu da hem bulacak hem de okuyacaksınız... Ohooo, o zamana kadar sınav bitmiş, siz de üniversiteye kapağı atmış olursunuz!

7) Çizgi roman yapma arzusu: Sorarım size, eğer blog denen bir şey olmasaydı ben bu çizgi roman yapma arzuma karşı koymakta bu kadar zorlanacak mıydım? Yani tamam, SBS'den bir gün önce bile Kaptan Briand'ın dergisini yaptığımı hatırlıyorum ama sonuçta o sadece içsel/ruhsal bir tatmin içindi. Şimdiyse beni daha fazla kişinin takip ettiğini biliyorum ve nedense onlara sürekli yeni şeyler yetiştirme telaşı içindeyim. Yeni çizimler, yeni gezi yazıları, yeni dosyalar, yeni şiirler, yeni köşe yazıları... Bu başlığı ilk başlıktan ayırmak isterim. Zagor ve Spider-Man okudukça benim de kendi karakterlerime hayat veresim geliyor!

9 yorum:

  1. Bu konuda söyleyecek daha çok sözüm var, zamanı gelince. :)

    YanıtlaSil
  2. çok kaliteli bir yazı olmuş yine
    tebrikler

    YanıtlaSil
  3. ayırdığın başlıklar ne haklı... esprili eğlenceli yazını sevdim!!

    YanıtlaSil
  4. zamane genci Mert;

    12 olduğuma göre filan diyince yaşın sandım sanra 12. sınıf olduğunu anladım :)

    bir önceki yazına 5 kere aynı yorumu atmaya çalışmıştım da kelime doğrulama buna izin vermemişti.

    neyseki okudum ve çok eğlenceli ve doğru tespitlerle dolu bir yazı olmuş.

    yalnız mesaj hakkı yapmamana çok şaşırdım :D

    biz buna irade diyoruz vaay!

    her şeyden az az olsun da ama olsun yani di mi.

    tuzağa düşmemek zor ama sen bunu başarmış gibisin
    kolay gelsin! :)

    YanıtlaSil
  5. "Kalite!" ve "Adsız"; güzel yorumlarınızı mutlulukla okudum.
    "Mia Wallace"; evet, bu nedenle yorum yapamayan çok fazla kişi var. Doğru harfler yazılsa bile yorumlar nedense gönderilmiyor bazen. Ama Google hesabı olan biri olarak siz eğer kendi adınızla yorum göndermeye çalıştıysanız kelime doğrulatması çıkmaması gerekirdi?
    Sevgilerle!

    YanıtlaSil
  6. mertim aferin.

    çalışmalarında başarılar. YGS-LYS önemli ama her şey değil. en kötüsü bile olsa sen yine hakettiğin değeri sonunda görürsün. ne demişler "altın çamura da düşse yine altın!" sen yeter ki fikir adamlığından vazgeçme. bir de popüler tuzaklardan uzak dur. mesela müzik diyorsun ya; müziğe çaba gösteren şahsiyetlere para ver. mesela 'Fatih Erkoç' aynı müziği çevirip çevirip güfte düzenler malum...

    sevgiler.
    buğra ağbin

    YanıtlaSil
  7. Ne güzel bir öğüt-yorum bu; tecrübeli bir abiden duymak da ikiye katlıyor tabii... Çok teşekkür ederim! ;)

    YanıtlaSil
  8. çok iyi ya
    sıralamalar maddeler resimler yazı espriler
    kahkahaaa

    devammmmmm!!!

    YanıtlaSil
  9. yazında link vermseydin bunu görmeyecektim ben arada kaynamış :)

    YanıtlaSil