...ve zamane genci yazmaya başlar.

16 Kasım 2012 Cuma

Bombayı patlatıyorum!

Dikkat dikkat! Bu yazı sürpriz içermektedir!

Okuldaki sınav haftalarının yorgunluğu gözlerimde bir kapanmaya, başımda tuhaf bir çarpıntıya, midemde garip hareketlenmelere, burnumda nezlesiz bir tıkanmaya, boğazımda inceden bir yanmaya neden oldu günün şu saatinde. "Bu sonbaharı hasta olmadan atlatacağım galiba!" diye düşünürken, acaba nazar mı değdirdim kendime ne? Vallaha da ağrımaya başladı boğazım, hayırlı uğurlu olsun efendim!
***
İki haftadır YGS çalışmalarının durması da cabası. Mecburen yani. Şimdi yukarıda anlattığım haldeyken bir de çalışmalara yine-yeni-yeniden başlamam gerekiyor. Test kitaplarına deyimin tam anlamıyla "gömülmem", hatta sorularla "bütünleşmem" gerekiyor ki, açığımı kapatayım, telafi edeyim. Bu dediğim olmayacak gerçi, çünkü şu sıralar okul-dershane trafiği beni feci yordu ve pilim erkenden bitti sanırım. Okul sınavları ayrı bir stres kaynağı oluyormuş on ikinci sınıfta, onu anladım. Allah'tan sonuçları iyi. Tek tesellim de bu ya. Değdi yani.
***
Lütfen hasta olmayayım, doğum günü haftama hasta bir şekilde girmek istemiyorum!
***
Bu aralar özlü sözler üretmeye başladım, nedendir bilmem. Bir ara paylaşacağım onları. Sonra beğenirseniz, siz de orada burada paylaşabilirsiniz.
***
Yarın, bir aydır beklediğim tiyatro oyunuyla buluşmam gerçekleşecek: "Cam"! Yarın bu saatlerde ben kırmızı tiyatro koltuğuna gömülmüş, büyük ihtimalle hararetle oyunu izliyor olacağım. Çıkışta, "Keşke bitmeseydi!" ya da "Bir daha! Bir daha!" diyeceğim. Deniz Çakır'lı, Dolunay Soysert'li, Mete Horozoğlu'lu (bu olmadı sanki yazınca) ekip bakalım nasıl bir iş çıkaracak? Bir aydır dayanıyorum, yirmi dört saat daha sabredebilirim sanırım!
***
Ne olursa olsun, bu şehir tiyatro zenginliği/çeşitliliği açısından yetersiz ve artık beni doyurmamaya başladı. Sadece tiyatro değil, kültür-sanat alanındaki hiçbir aktivitesi bana artık tatmin edici gelmiyor. Bir an önce İstanbul'a gitmek lazım!
***
Yan tarafa bir anket koydum. Umarım yanıtlayarak bana yol gösterirsiniz.
***
Her zamankinden çok şiir yazıyorum şu sıralar. Epey biriktiler. Paylaşmak için can atıyorum.
***
Gülşen'in yeni albümünü beklemekten "bekleme" duygum eskidi. Gerçekten. Bunun farkındayım.
***
Blogum için gelecek yılın çizgi roman dizisini şimdiden düşünmeye başladım. Biliyorsunuz, her yıl yeni bir proje gerçekleştiriyorum. Bu yıl hiç düşünmemem gereken şeyler aslında bunlar, ama aklıma bir girdi mi düşüncesi, icraata geçene kadar çıkmıyor işte! Yine de şimdilik "tasarı" aşamasından öteye geçirmemeye çalıştığım projemi gerçekleştirebilirsem eğer, seneye Mert'in Gezegeni'nin en iyi çizgi romanıyla buluşturacağım sizi. Konu, "Kaptan Briand, Lapaci ve Sipaci" veya "Gizemli Tavşan"daki kadar sevimli/şekerli de olmayacak üstelik. Hayatın daha karanlık, daha sert ve daha gerçekçi yönleriyle karşı karşıya kalan insanları anlatacağım bu sefer. Belki de bugüne dek bir çizgi romanda hikayesi işlenmemiş kişiler olacak bunlar. Tipleri gerçekten ilginç kurguladım kafamda ve çoğumuza biraz uzak: Belki de empati kuramayınca okurun çizgi romana olan ilgisi çabuk sönecek. Ya çok sevilecek ya da hiç sevilmeyecek. Benden beklenmeyen bir çizgi roman yapacağım konu olarak. Şaşırılacak büyük ihtimalle. Umarım bu hayalimi gerçekleştirebilirim. Bu yıl hele bir bitsin. Aklımda farklı formatlar ve farklı konular var ama, rotam eğer çizgi roman olursa, konusu büyük ihtimalle şimdiden belli. Bu sürpriz açıklamadan sonra, kafanızda soru işaretleri bırakarak hepinize iyi geceler diliyorum!

1 yorum:

  1. mert oyunun yorumlarını da bekliyoruz :)

    YanıtlaSil