...ve zamane genci yazmaya başlar.

29 Haziran 2013 Cumartesi

İstanbul yazı, İstanbul yazısı

Kan emici sineklerin tepemde vızır vızır dolandığı, gecenin bir yarısı kırmızı ısırıklarla uyandıktan sonra ince örtüyü üzerime çekerek sineklerden korunduğum bu sefer de terden su olduğum, yarasa gibi bağıran kuşlarla irkildiğim, sokaktaki sarhoşun ne dediğini duymak için kulak kabarttığım ve zaten yaşanması pek de anormal olmayan bu olayların hepsini yaşadığım gayet sıkıcı, uykusuz ve uzun bir geceydi.

Bu sefer deliksiz uyudum, ben bir önceki akşamdan bahsediyorum.

Uykunuz parça parça olunca o gününüz de parça parça oluyor. Uyuma ihtiyacı duyuyorsunuz ancak uyumak istemiyorsunuz veya buna üşeniyorsunuz. 

Bu arada söylemedim değil mi? Birkaç gündür İstanbul'dayım ben. Pek çok güzel şey için uzun bir süre daha buradayım.

Bağdat Caddesi'ndeki kitapçılarda saatlerce oyalanıp hoşuma giden kitabı bulmayı seviyorum. Tabii şimdi her şey ticaret: Kasaya gittiğinizde bu sefer de magnetler, ayraçlar, kalemlerle alışverişinize devam etmenizi sağlıyorlar. Benim de ayraç koleksiyonum olduğundan bu güzel ve orijinal ayraçları kaçırmak istemiyor, beğendiklerimi alıyorum. Asıl alışverişim kitap ve dergi üzerine tabii.

Butik kafelerin stilli yazıları çok ilgimi çekiyor.

Pastane gibi olan fırınlarda yalnızca ekmekler değil simit çeşitleri, pastalar, tartlar, kekler, kurabiyeler, kruvasanlar da satılıyor. Bazen bir vitrine bakmak bile ağzınızın sulanması için yetiyor. Her şehirde böyle özel yerler var ama İstanbul'da doğal olarak daha çok. En ağır diyetleri bile bozdurabilir bu unlu mamüller, benden söylemesi (Güya "halkın fırınıyız" diye geçiniyorlar ama akılları yine ticarette; 10 liraya ekmek, 15 liraya bir dilim börek var!). Ben burgulu simitleri ve renkli kurabiyeleri çok seviyorum.

Bu şehrin çeşitliliğine de bayılıyorum ayrıca. Çok büyük ve tarihi köklü bir şehir burası. Kimler gelmiş kimler geçmiş! Şimdi de bizler geçiyoruz işte. Nereli olursanız olun, herkesin hayatı bir şekilde İstanbul'la kesişiyor. 

Ama bir yerden bir yere gitmek ölüm burada, işte onu sevmiyorum. Otobüsler, dolmuşlar, taksiler... Özel araba en iyi tercih gibi görünüyor, bu sefer de park sorunu olabiliyor. Taksiye yöneliyorsun mecburen, o da pahalı. Otobüslerse ucuz ama yavaş yavaş gidiyor ve çok dolu oluyor. En iyisi özel arabanız, yoksa da atlayıvereceksiniz bir taksiye.

Aaa, vapuru unuttum! Çok güzel işte "karşı"ya geçmek!

Şehir pahalı, yorucu, tekinsiz ama dediğim gibi güzel bir şehir. Sanatsal aktivitelerinin çeşitliliğine ve herkeste bir şekilde ilgi uyandırabilmesine bayılıyorum.

Ayak bastığınız andan itibaren bir reklam bombardımanına tutulmak da çok hoşuma gidiyor. Reklamlar yalnızca televizyonda olup uzatılmamalı bence, böyle gündelik hayatta da karşımıza çıkmalı. Başımızı çevirdiğimiz yerlerde işte.

Kıyafet alışverişinin yanında burada çok özel mağazalar da var. El yapımı eşyalar satanlar, antikacılar veya koku satanlar... Kokuya, parfüme de meraklı olduğumu biliyor muydunuz? Ama hiçbir şey Kadıköy'deki sahaf gezme tutkumun önüne geçemez!

Tarihi yerler unutulur mu peki? Her gelişte yeni bir yer görülmeli.

Dün akşam dondurma aldım eve dönüyorum, nasıl bir yağmur döktü! Pazar günü deniyordu yağmur için ama erken geldi. Birkaç gündür o sıcaklar neydi öyle! Yağmurun altında muzlu ve vişneli dondurmamı yiye yiye geldim eve, ıslanarak tabii! Havalar serinledi, ama kapı pencere yine açık tabii. Hasta olmasam bari.

Normalde hemen her gün yazıyorum bloguma, biliyorsunuz. Ama bulunduğum yerde sadece tablet var ve ben de Türkçe karaktere çok dikkat eden biri olarak "ş" yerine "s"yi kullanmak istemiyorum. Epey bunaldım yazı yazamayınca, sonra tabletten yazmayı denedim ama onunla da uğraşılmıyor. Şimdi sonunda adamakıllı bir bilgisayar, bir klavye buldum da rahatlıkla yazabiliyorum. Yazısız geçen üç gün benim için ölüm gibiydi.

Yazmak isteyip de yazamamak gerçekten bir ölüm.

Bir de size danışacağım bir fikir var: Yeni web sitem bir dergi gibi olacağı için böyle her istediğimde yazı yazamayacağım, süreli olarak yazacağım. Ben 15'te bir diye düşünüyordum ama çizgi romanım için ayrı bir site açınca onunla da ilgilenmem gerekeceğinden mecburen ayda bir olacak. Yani ayda bir mi 45 günde bir mi iki ayda bir mi olsun diye size soruyorum. Ben dergiyi hazırlamaya başladım bile! Yeni seri de süper olacak, bakın iddialıyım!

Hepinizi yeni bloglarıma da bekliyorum ayrıca. 4 yılı burada tamamlarken 5. yıla yeni sitelerde ama yine birlikte giriş yapmayı çok isterim.

4 yorum:

  1. Siz de fikirlerinizi, duygularınızı, düşüncelerinizi yorumlarınıza yansıtın. :)

    YanıtlaSil
  2. ay bu yazını bi gün gecikmeli okudum çok beğendimm

    YanıtlaSil
  3. İstanbullllllll yoruyo ama beee!!!!!:)))

    YanıtlaSil
  4. çok faalsin ya, içinden geldiği gibi yap, sana kolay olanı.
    istanbulu raylı sistemle gezmek çok kolay.
    evet bi de vapur olcak.
    :)

    YanıtlaSil