...ve zamane genci yazmaya başlar.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Akvaryumdaki balık

Bu akşam yemek için her zaman gittiğimiz restoranlardan birine gittik. Deniz kıyısındaki masalarda otururuz genellikle, ama yeni yapılan dev akvaryum kenarındaki masalarda oturmuşluğumuz da vardır. Bugün de yine akvaryumdaki balıkların yanına yerleştik. Ben akvaryum kenarındaki sandalyelerden birine kuruldum hemen, o dev balıkları seyrediyorum. Bir yıl içinde ne kadar da büyümüş o ilk zamanki küçük balıklar! Neyse efendim, bir balık çarptı gözüme ki sormayın; simsiyah, hani sert deniz süngerleri olur ya, işte aynen öyle bir deriye sahip, kaya kadar sert sanki ve öyle bir gözü var ki sormayın; adeta sonradan dikilmiş! Tamam, balıkların gözleri zaten cam gibidir ve kapandığını hiç görmeyiz ama bu balığınki sahiden de bir başka! Olabildiğince açık, kapanmıyor, düğme adeta. Bir ara o "göz"ün balığın pullarından biri olup olmadığını, benim göz yanılması mı yaşadığımı bile düşündüm, o derece yani, varın siz düşünün. Bir de balık resmen put! Kıpırdamıyor! Öylece duruyor! Hani akvaryumun camlarını yalayan o çöpçü balıklara da hiç benzemiyor. Etrafında devasa balıklar gezerken, o devasalıktan payını almış olan bu bizim kara balık çakılların arasına yatmış, hani arada yüzgecini hafifçe sallamasa öldü diyebileceğim bir canlı! Başladık bakışmaya, aramızda sadece cam var...
Mezeler geldi. Balık bana bakıyor, ben balığa.
Ana yemekler geldi. Bakışmaya devam.
Yemek sürüyor. Hâlâ bakışıyoruz.
Yemekler bitti, çay sofrası-meyveler falan geldi. Biz hâlâ iki aşık gibi bakışıyoruz.
Dayanamadım, yetkim olsa camı kırıp o balıkla hesaplaşacağım!
Yok, balıkta tık yok...
Dedim ki ben bunu bloguma yazarım!
Nitekim yazıyorum da.
Ama ben balığın sadece öyle put gibi durduğu ve bakıştığımız kısmını yazacağımı sanıyordum. Planlarım bozulana kadar.
Dev deniz kabuğundan küçük bir baş çıktı önce. Ürkekçe seyretti etrafı. Bir ara o küçük başını içeri soktu, sonra tekrar belirdi. Kabuğunu terk etti küçük, sevimli mi sevimli ve yine siyah olan o balık. Bu bizim hareketsiz balığın yanına gitti. Uzunca bir süre etrafında gezindi, inceledi. Arkasına gitti, önüne gitti, yanından geçti. O da benim gibi öldüğünü düşünüyordu herhalde. Neyse, balık bu keşif turu esnasında put gibi duran diğer balığı hiç ellememeye çok dikkat ediyordu ki o sevimli yüzgeci, bizim balığın yüzgecine çarpmasın mı! Büyük balık hareketlendi tabii; ama küçük olanı nasıl korktu nasıl korktu anlatamam! Diğer balık sürülerinin arasına karışıverdi aniden, put gibi duran balığın da kendisi gibi olanların sürüsüne karışarak nihayet hareket ettiğini gördüm, rahatladım ben de!
Hayvanlar alemi gerçekten çok ilginç, şaşırtıcı, sürprizlerle dolu ve sevimli.
Benim de hayvanlara karşı aşırı düşkünlüğüm var.
Onlar da bizim gibi birer canlı ve ben onları çok seviyorum!

0 yorum: