...ve zamane genci yazmaya başlar.

23 Aralık 2011 Cuma

Kısa kısa bugünlerde nelere taktım!

-"Marmaris'in ortasında, eklektik tarzda bir villa!" başlıklı teyzemin evini anlattığım ev-dekorasyon dosyama bu kadar çok ilgi gösterileceğini, açıkçası beklemiyordum. Dosyamın altına yapılan yorumlardan çok daha fazlasıyla karşılaştım ve inanın çok mutlu oldum. Öncelikle gösterdiğiniz ilgi için hepinize sonsuz kez teşekkürlerimi iletiyorum. Bu konuda söylemek istediğim diğer şey ise, dosyamı paylaştığım tarihten iki hafta sonra ilk kaydım olarak bu yazımı paylaşıyorum ve ben normalde blogumu çok fazla güncelleyen biriyim bildiğiniz gibi. Ama bu sefer kıyamadım o dosyamı sayfanın altlarına göndermeye... Bloguma girip yorumlarınızı okudum, ama yeni bir kayıt paylaşmamak için zor sabrettim. Hoş en fazla iki hafta dayanabildim ya, neyse...




-Bu aralar Badminton'a feci şekilde merak saldım. Kuyruklu bir top ve raketle oynanan, çok eğlenceli bir spor/oyun olan Badminton, okulumuza bu sene başında geldi ve hemen belli bir kitleyi etkilemeyi başardı. Teneffüslerde -özellikle de öğlen teneffüslerinde- havada uçuşan toplar görmek sıradanlaştı. Bu kitlenin içinde ben de varım, ama ne yazık ki henüz her öğlen teneffüsünde yemeyip içmeyip Badminton oynamaya koşanlardan olamadım. Aslında ben koşuyorum koşmasına da, partner bulmak, bu oyunu herkes beceremediği için pek kolay olmadığından, ben de öyle çok oynayamıyorum bu oyunu (Hoş aslında hiç de zor bir oyun değil, aksine çok kolay öğrenilen bir oyun Badminton). Ben Badminton'la eski bir spor olmasına rağmen yeni tanıştım ve bu oyunu önceden bilenlerle oynadığımda raketi elime ikinci alışımdı. "Vayyy, biz en az onuncu seferde bu seviyeye gelmiştik!" benzeri şeyler söylediler ve ben de hemen çok büyük bir şey yapmış gibi hissettim kendimi! Şaka bir yana, az oynamama rağmen bu oyunu iyi oynadığımın ben de farkındayım (Çok mu kibirli bir cümle oldu bu?). Kendi kendime bir sürü atış şekli bile geliştirdim son günlerde. Keşke daha sık oynayabilsem bu oyunu, keşke derslerim yoğun olmasa, ama işte vakit buldukça ancak... Bu arada işin iyi yanı, ikinci dönemde Badminton maçları düzenlenmesi planlanıyor okulda. Bir gün "maç"la ilgili herkesin önünde herhangi bir faaliyette bulunacağım aklıma gelmezdi, ama bu haberi duyar duymaz havalara uçmamdan da anlaşılıyor ki, ikinci döneme sahalardayım. Ya da teneffüslerde oynamaya devam mı diyorsunuz? Görüşünüz varsa hiç çekinmeyin, yazın, bekliyorum.



-Biliyorsunuz ki çok fazla sevdiğim üç şarkıcı var; onlar da listenin başındaki ve yeri ilkokuldan -yani onu tanıdığımdan- beri hiç değişmeyen/değişmeyecek olan Funda Arar, Hande Yener ve Gülşen. Funda Arar'ın albümü kışın çıkmıştı. Hande Yener'inki birkaç ay önce çıktı ve ben aradığımı bulamadım. Şimdi tek ümidim Gülşen. Bu yılın en stratejik şarkıcısı olan Gülşen, genelde seçimini, büyük suskunlukların ardından büyük çıkışlar yapmaktan yana kullanıyor. Sürekli gevezeliklerin ardından geçici albümler yapmaktan yana değil. O yüzden Gülşen'in bir sonraki albümünü heyecanla bekliyorum ve artık zamanı gelmiştir diyorum. Eski şarkılarıyla biraz daha idare edeceğim, ama sadece "biraz daha" dayanabilirim. 2012'nin ilk aylarında umarım bomba gibi bir albüm daha çıkarır da, kulaklarımızın pası silinir.

-Herakleitos MÖ yaşamış bir filozof. Ve ta o zamanlardan, günümüzde de bence geçerliliğini koruyan şu şeyi söylemiş: "Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz." Yani nehir de değişir, orada yıkanan insan da (Gerçi bu noktada "aynı" olmaz, çünkü bu onun düşüncesiyle çelişir; ama kendini ifade etmesi için de "aynı"yı kullanması lazım, bilmem anlatabildim mi?). İki an yoktur ki birbiriyle aynı olsun. Şimdi ben onun bu şekilde özetlenebilecek olan düşüncelerinden kendime ve aslında insan olarak hepimize şunu alıyorum ki, örneğin, biri birine, "Seni seviyorum," desin. Mesela ertesi gün her şey değişmiş ve bunu diyen düşüncesinden vazgeçmiş olabilir. Ya da o anki şiddetle söylemez bunu. Yani aynı iki an hiçbir zaman yoktur. Her şey değişir. Her şey akar. Bu düşünce çok hoşuma gitti ve doğru da bence... Bilmem siz neler düşünüyorsunuz... Herakleitos'la ilgili sadece böyle bir düşüncesinin olduğunu biliyorum ve ben bu kısmını doğru buluyorum. Tabii o hangi anlamda söylemiş, günümüze gelene kadar değişmiş mi değişmemiş mi, orasını bilemem...

-En üstte gördüğünüz "Mert'in Gezegeni" başlığının altındaki yeni yıl illüstrasyonu için dört farklı kutu hazırlayıp birini seçmem gerekti. Yani sözü yine "emek verilen her şey çok çabuk tüketiliyor"a getireceğim...



Not: Ben niye bir yazı yazdıktan sonra hemen gönderemiyor, onu elli defa okuyor, tartıyor, biçiyorum! Şimdi bu yazım için iki saat boyunca bilgisayar başında kaldığımı söylesem kimse inanmayacak bana, değil mi?

1 yorum: