...ve zamane genci yazmaya başlar.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Dizilerdeki gibi yaşıyoruz

Evet, cidden.
Yaşarken/yaparken farkında olmuyoruz belki, ama kendimize ve çevremizdekilere dışarıdan, bir üçüncü kişi gözüyle baktığımızda her şey gün gibi ortada.
E çok normal.
Gayet normal.
Her akşam üç saat televizyon izleyen insanlar olarak (elbette ki genelleme yapıyorum), toplumumuzun acılı kesimlerindeki insancıkların yaşamlarını sergileyen karakterler gibi konuşmayacaktık da kim gibi konuşacaktık, pardon? A bir pardon daha: Diziler zaten bizi anlatmıyor muydu?
Gündelik hayatta karşılaştığımız bazı olaylar karşısında, dikkat edin, çok ciddiyim; vermeyeceğimiz tepkileri veriyor, etmeyeceğimiz lafları ediyor, söylemeyeceğimiz sözleri söylüyoruz. Adeta ikinci bir kişiliğe bürünerek, her akşam televizyonda izlediğimiz o karakterin ağzından konuşuyoruz. Peki ya bunu yaparken farkında oluyor muyuz? Hiç sanmıyorum.
Bir durum karşısında bir bakıyoruz ki kendi benliğimizi kaybetmiş, dizideki karakterlerin repliklerini söyler olmuşuz.
Tek eksiğimiz elimizdeki senaryo!
Halimiz tavrımız o karakterlere benziyor, kaşlarımız bile o kendimizi bulduğumuz-kendimizle özdeşleştirdiğimiz karakterlere göre çatılıyor. Güleceksek onlar gibi gülüyor, ağlayacaksak onlar gibi ağlıyoruz. Ha ağlamayacaksak bile, izlediğimiz dizideki karakter tıpkı bizim içinde bulunduğumuz duruma benzer bir durumda göz yaşlarını boşalttığı için biz de başlıyoruz ağlamaya!
Sanki onların gündelik hayattaki temsilcileri haline geliyoruz.
Belki de ilerleyen yıllarda, hani iletişim çağındayız ya, bu sorun giderek psikolojik boyutlara ulaşacak. Ya da belki de şu anda da ulaşmıştır; ama toplumun geneli bu dertten muzdarip olunca bu konu psikolojinin inceleme alanına girecek, psikologlara daha çok gidilecektir.
Bu bahsettiğim belki de bir korku ütopyası... 
Ama ne olursa olsun kendimizi bundan sakınmamız, ne söylediğimize/söyleyeceğimize feci halde dikkat etmemiz gerekiyor.
Yoksa sonumuz pek hayırlı değil, benden söylemesi.

1 yorum: