...ve zamane genci yazmaya başlar.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Ölmüşüm ben!


Bloguma çok fazla vakit ayırıyormuşum.
Blogunu benim kadar güncelleyen biri daha yokmuş.
Kafamda sürekli yeni şeyler üretiyormuşum.
Hayal gücüm hiç boş durmuyormuş.
Sürekli yazmak, çizmek; bunları birilerine duyurmak istiyormuşum.
Derslerim bir yanda, blogum bir yandayken son bir yılda bir de yazmaya çalıştığım kitabım bu listeye eklenince, “Vay benim halime!”ymiş.
Ben ne ara dinleniyormuşum?
Beynim on sekizime geldiğimde duracakmış, çökecekmiş ya da benzeri bir şey olacakmış.
Çarklarım her zaman dönüyormuş, hiçbir an kesintiye uğramıyormuş.
Bunca düşüncenin arasında yorulmuyor muymuşum?
Kendimi dinleyemiyor, dinlendiremiyor muymuşum?

Hey millet, size n'oluyo?  
Ben halimden gayet memnunum. 

Yani tamam, bu gerçeklerle yüz yüze geldiğimde aslında hakikaten de yoğun bir hayata sahip olduğumun farkına varıyorum ama her an bunları duymak da daha bir yorucu hani; bilmem farkında mısınız? Hem bu benim seçimim, daha doğrusu seçimim de değil; bunları yapmazsam yaşam enerjimin kesileceğini bildiğim için tempoma, yaşam şeklime ara vermem gibi bir şey de konu olmuyor bende.
Hem sonra sizlere başka güzel haberlerim de var!
Kitabımı yazmaya hızlı bir şekilde devam ediyorum, "Kaptan Briand, Lapaci ve Sipaci"nin bir iki teknik sorununu hallettikten sonra İngilizce versiyonunu bloguma koymak için gün sayıyorum, tarihi konu alan dizilerle ilgili yaptığım über kapsamlı (kapasiteme göre cidden kapsamlı oldu) anket ve grafik dizisini bloguma ne ara/nasıl koyacağımı düşünüyorum, bunun yanında İstanbul'u anlattığım gezi yazı serimle henüz hiç ilgilenemedim ve bir moda çekimi yapmak için gerekli kişilerle görüşmelerimi sürdürüyorum.
Bir öğrenciye çok ağır gelecek şeyler yaptığımın da farkındayım, tamam; ama bunlar benim derslerimi mi etkiliyor?
Sıfırı mı çakıyorum sınavlardan?
Yoo, beş alıyorum!
Ha, tamam, belki de bu işlerle uğraşmasam çok çok daha iyi olacağım, ama şu an ben zaten kendimce çok iyiyim. Bunu hatırlattığım için özür diliyorum ama okul birincisi olmama rağmen hiçbir zaman harıl harıl ders çalışan biri olmadım ki ben. İşimi, sorumluluğumu, planımı bildim sadece, o kadar. Bunlar da fazlasıyla yetiyor.
Kulağa garip geliyor ama bunca yükün altına girmek benim zevkim.
Belki de acıdan haz alan bir tipimdir, kim bilir?
Bazen çok yoruyor beni hakikaten kafamdaki şeyler, ama onlardan vazgeçemiyorum; onları yapmasam, hastalansam, ölsem daha mı iyi?
Amaaan, derslerimi etkileyecekse de etkilesin.
Ben bunlarla varım çünkü.
Seneye bir de sınav öğrencisiyim ve sınav bir de Ocak'a alınacakmışmışmış, mış mış da mış mış...
Ne yapayım?
Şartlara uyum sağlarım, hobilerimden de asla ödün vermem. 
"Hobilerim" de yanlış kelime aslında; ben böyleyim; bu benim kimliğim.
Şu an bu yazıya iki saatimi ayırmak benim varoluşumun gereği. Başka türlüsü olamaz. Benim bu "sanat" denen problemle derdim var çünkü.
Hadi eyvallah! 

2 yorum:

  1. ne güzel anlatmışsın derdini.. oh bee!! :))))

    YanıtlaSil
  2. Kaptan Briand, Lapaci ve Sipaci ingilizce olarak çok iyi olur... gezi yazılarını bekletiyorsun demek, bizler bekliyoruz ama.. bu arada kitabından hiç bahsetmiyorsun, böyle arada yazdığını ilk defa okuyorum.

    YanıtlaSil