...ve zamane genci yazmaya başlar.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Yapımcıların keşfedemediği cennet!

Televizyon dünyasında yeni sezon bu yıl biraz daha erken başlarken, benim de buradan yapımcılara bir önerim olacak. Bu gencin sesine kulak verin beyler, zira önemli bir noktaya dikkat çekiyor olabilir!
Malumunuz, televizyon tarihimizde dizi platoları ülkemizin pek çok yöresine kuruldu. Pek çok doku, pek çok tarih, pek çok atmosfer dizi karakterlerimizin aşklarına, entrikalarına ve ihanetlerine arka fon oldu. Olmaya da devam ediyor. Tabii başlanılan işi başlanılan yerde bitiremeyen ekipler, birkaç bölümden sonra İstanbul'a yatay geçiş yaptılar, o da ayrı konu.
Şimdi kısaca, dizi adı vermeden, ülkemizde, benim tespit edebileceğim yakın geçmişte, bakalım hangi yöreler "set" olarak kullanılmış?
Karadeniz'in yemyeşil ormanları, yaylaları, buz gibi akan dereleri çok defa işlendi. Özellikle Doğu Karadeniz'in yüksek kesimlerindeki yayla evleri, büyükbaş hayvanlar ve sisin çöreklendiği çimenler arasında geçen aile dramları izleyicinin büyük beğenisini topladı. Trabzon'da kameralar, oyuncular, yönetmenler geçidi yaşandı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu dizilere ve filmlere -tabii burada konumuz filmler değil- "set" olma konusunda hiçbir bölge geçemez! Mardin'in taş evlerinde nice aşklar yaşandı, bu bölgelerde geçen senaryoların vazgeçilmezi olarak törelere kurban gidildi. Diyarbakır ve Van da aile dramlarından nasibini aldı.
Ege'ye bakacak olursak İzmir ve biraz daha Akdeniz'e doğru kayarsak özellikle Muğla komedi ve dram dizilerinde kullanıldı.
Muğlalı’nın “hindi”leri, yöresel oyunları ve kendilerine has konuşmaları da Karadeniz'deki diziler gibi işlendi.
Yunan Adaları ve Trakya bölgesi iki kültür arasındaki çatışmalardan yola çıkan dizilerde tekrar gündeme geldi.
Adana ve büyük pamuk tarlaları her zaman için ilgi çekiciydi. Özellikle dönem dizileri için sürekli olarak Adana'nın bu atmosferi kullanıldı ve kullanılmaya da devam ediliyor.
Son olarak da Kapadokya'nın, günlük yaşamla bütünleşmiş ve şehrin içinden yükselen peri bacaları yapımcıların ilgisini çekti. Burası da gerçekten hayran olduğum ve bir an önce gidip balonla kuş bakışı bakmak istediğim bir bölge!
Dizilerin çekildiği bu bölgelerde aynı zamanda turizm patlaması yaşandı; seyirci, her hafta oturup ağlayarak ya da çok az da olsa gülerek izlediği dizisinin çekildiği ortamı gidip kendi gözleriyle görmek istedi.
Tüm bu "haritadan mekan beğenme" koşturmacası içinde, bir yer hiç gündeme gelmedi: Göller Yöresi.
Belki de hiç keşfedilmemiş olması, daha iyidir ha, ne dersiniz?
Halbuki bu bölgede ne zenginlikler var!
Uçsuz bucaksız uzanan buğday tarlaları, renk paletinde sarı ve turuncu olan bozkırlar, geniş ovalar... Fırtınadan önce ince bir mor renge bürünen gökyüzü... Yol kenarlarında koyunlar, keçiler ve başlarındaki çoban, bazen de yanında bir zağar... 
En önemlisine gelmedik tabii henüz:
Göller.
Kurumak üzere olan bir sürü göl.
Kimi daha büyük, kimi daha küçük ve hatta minicik. Kimi çok derin, kimi çok sığ. Benim favorim, Afyon ve Denizli arasındaki geçiş bölgesinde olan Acıgöl. Her sene yeni baştan hayran olurum bu göle, nedendir bilinmez. 
Her sene geçerken arabayı illa yol kenarında durdurur, fotoğraflarım gölü. Suyu geçmiş yıla göre azalmışsa üzülür, artmışsa sevinirim.
Ama Göller Yöresi'nde daha niceleri var.
Burdur Gölü, Beyşehir Gölü, Eğirdir Gölü, Kovada Gölü... Daha bir sürü...
Neredeyse artık haritadan yok olacaklar.
Akdeniz ve İç Anadolu dokusunun hissedildiği bu bölge, yani Göller Yöresi, İstanbul'a kesinlikle taşmayan-sıçramayan muhteşem bir senaryoyla harika bir aile dramına sahne olabilir ve seyirciyi tadında iki sezonla ekran başına kilitleyebilir. 
Göllerden yükselen sazlar arasında kayığıyla hareket eden, zarifçe kürek çeviren bir köylü kızı... Ailesini geçindirmek için çobanlık bile yapıyor olabilir -genellikle erkek işi olan çobanlığı yapmak zorunda olabilir. Müthiş bir dizi müziğiyle, seyirciyi yaşlara boğabilir bu hikaye.
Hadi, "start"ı ben sizler için yaptım!
Gerisini sizin kıvrak zekanıza bırakıyorum yapımcılar...
Yakışıklı oyuncuyu hikayeye nasıl yerleştirirsiniz bilmem... 
Karşı köyden göle soda yapmaya mı gelir, suya düşen kızı kurtarmak için sarı otların arasından mı fırlar, orası sizin hünerliğinize kalmış...


Bu bölgeyi siz kullanmazsanız ve yirmi yıl sonra göller hâlâ kurumamışsa, kim bilir, belki de ben kameramı ve ekibimi kaptığım gibi atarım kendimi bu pastelin içine...  

1 yorum:

  1. burası gerçekten harikaymış... ifadelerin çok iyi, yazılarını bekliyoruz

    YanıtlaSil