...ve zamane genci yazmaya başlar.

3 Ağustos 2012 Cuma

Bugünkü ruh vaziyetlerim!

Kendimi feci şekilde radyoaktif hissediyorum. Radyasyon iliklerimde geziniyor sanki. Bugünkü kadar uzun süre bilgisayar başında kalmış mıydım hiç, bilmiyorum. Yapacak bir işim yoktu -aslında vardı, ama ben kayıtsız kalmayı tercih ettim- ve ben de önce kendi blogumda vakit geçirdim epeyce, sonra da "sonraki blog" yazısına tıklayınca karşıma çıkan ilgili ilgisiz, küfürlü küfürsüz, mutlu mutsuz bir sürü blog atmosferiyle karşılaştım yine. Bu sefer içim iyice bir daraldı, iyice bir karardı. En sonunda dedim ki: "Ey Mert! Madem bugün internette o kadar takıldın, patlat gün içindeki ikinci 'post'u!" İyi hoş da yazının konusu ne olacak? Ya, şimdi inandınız mı, "Ben yazılarımı yazdıktan sonra on kere üstünden geçip öyle yayımlıyorum," laflarıma; bakın, ansızın geçince bilgisayarın başına, hazırlıksız yakalandığım oluyor işte. Sonra konu aklıma geliverdi ve beş kez okuduktan sonra yayımlayım dedim. Buyurun, okuyun bakalım... Karşınızda, bugünkü ruh vaziyetlerim!
 
Duygularımla oynandığı için mutsuz...
Bazı kişiler verdiği sözleri tutmadığı için öfkeli...
Çok iyi iki teklif arasında kaldığım için kararsız...
Alışık olmadığım derecede boş bir gün geçirdiğim için kayıtsız...
İki bölümlük çok sevilen mini dizimi ikinci bölümünde bitirdiğim için pişman...
Sevgilisinden ayrılan kızların hakikaten içli bir şekilde yazdıkları blogları gördüğüm için üzgün...
Az önce aldığım bir haberden ötürü şaşkın...  
Blogunda en çok takılan "blogger"lardan biri olmama rağmen tatil dosyamı bir türlü paylaşamadığım için dertli...
O dosyada hangi fotoğrafları paylaşacağımın seçimini yapamadığım için saçı beyaz...
Beklediğim bir cevap hâlâ gelemediği için sabırsız... 
Ve öyle değil ama kelimeyi yazasım geldiği için memnuniyetsiz...

Ve bu da mantar pano: Elveda sol köprücük kemiğim! Hatıraların hep iskelet sistemimde yaşayacak...

1 yorum: