...ve zamane genci yazmaya başlar.

12 Ekim 2012 Cuma

Ahhhh yandım ki ne yandım!


Acı biber yemek ağzı yakar, evet.
Bu zamana kadar yediğim acı biberlerin aslında hiçbir şey olmadığını öğrendim, hem de çok kötü bir tecrübeyle.
Yok, Urfa'da falan değilim.
Sadece dün dışarıda bir yemek yiyeyim dedim.
Ayıptır söylemesi pilav üstü et döner var menüde...
O et dönerin yanına bir iki pörsümüş domates ve ezik büzük biber de koyarlar genelde.
Bu seferki tablo da aynen öyle...
Yemek bittikten sonra karşımdaki kişi, "Biberlerini yememişsin!" diyor.
Ben de bir tanesini yediğimi, acı diye diğerlerini yemediğimi söylüyorum.
Ama o öyle deyince de yemem gerektiğini hissediyorum.
Bile bile lades! Buna başka bir şey denmez!
Yandım, yandım, tutuştum!
Ne bir su var masada ne de serinletici başka bir şey, ya da acısını alması için pide...
Masayı kaldırmış garsonlar, etrafta derdime derman olacak hiçbir şey yok!
Ağzım nasıl yanıyor, gözlerim nasıl sulanmış anlatamam size...
Meğer şimdiye dek, "Bu biber çok acı, yandım!" demelerimin hiçbirinin önemi yokmuş...
Ben böyle yanmak görmedim bugüne dek; "Kulaklarından duman çıkıyor Mert!" bile dediler bana, o derece yani...
Meğer bundan önceki biber deneyimlerim sadece "dilde şöyle bir yanma"ymış; ben bu yanmanın acısını size anlatamam... 
Öyle böyle değil...
Yarım saate ancak geçti yangınım...
Bu da bana ders olsun!

Hayat dersi: Korkacaksın o biberden...

1 yorum: