...ve zamane genci yazmaya başlar.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Yazmayı severim.


Kendimi bildiğimden beri yazıyorum. Her gün saman sayfalara yüzlerce cümle karalıyorum, evet, gerçekten. Bu yıl lise sonda olduğum ve (lise sonda olan herkes gibi) üç ayrı büyük sınava hazırlandığım için blogumdaki yazma faaliyetlerime sınırlama getireceğimi düşünmüştüm, ama hiç de öyle şeyler olmadı. Yazmayı çok seviyorum çünkü. İki elim kanda da olsa bir elimi peçeteye kurular, ben yine alırım elime kalemi. Böyleyim işte ben, herkes bilir bunu. Zaten küçükken gittiğim misafirliklerde de bana bir kalem ve bir kağıt vermeleri yeterli olurmuş, bir de önüme küçük bir sehpa. Dergi yapmaya öyle biçimsiz bir vaziyette dahi başlarmışım. Biterse, ev sahibine hediye edermişim. Bitmezse evde tamamlayıp, yine o kişiye bir şekilde ulaştırırmışım. Hoş şimdi de durum pek farklı değil (İnterneti saymazsak).
Her an yazdığım gibi, her yere de yazıyorum. Yok, kendimi övmek için söylemiyorum bunları. Kendimi anlatıyorum sadece, tek derdim buydu klavyenin başına geçerken. Ne demiştim, hah, her yere de yazdığımı söylemiştim. Öyle taşların, ağaç kabuklarının üstüne falan değil tabii, kağıt dokusuna sahip olan her yere (Şaka içerikli cümle). Masamdaki not kağıtlarının üstüne, ders kitaplarımın arasına, sınavlarda eğer bitirmişsem son dakikada silmek kaydıyla kağıdın üstüne, bazen bu imkan olmayınca sıraya... Her yere derken bunları kastettim işte. Ama ne yapayım, aklıma gelen "ilham"ları o an yazıya geçirmezsem, unutmaktan korkuyorum. Nitekim bazılarını unutuyorum da. Tabii yazma imkanımın olmadığı yerler de oluyor. Mesela banyo yaparken. Evet, hani daha önce bir keresinde bahsetmiştim sizlere bunu. Banyo yaparken, denizde yüzerken de bana ilham geliyor. "Su"lu yerlerde yani. Yok, sulu bir şaka yapmaya çalışmıyorum (Kabul, berbat bir espri oldu ama yine de silmeyeceğim). "Su" bana sahiden de ilham veriyor. İşte öyle ortamlarda da, o cümleyi veya konuyu aklımda tutup, kurulanır kurulanmaz geçiyorum masa başına!
Yazmak çok güzel bir şey. Birilerine derdinizi anlatmak. Okusalar da, okumasalar da.
Bu yıl aklımda sadece test kitaplarının, sınav kaygısının olması gerekirken yok, ben sadece bunlara odaklı geçirmedim bu yılı ve kalan kısa zaman diliminde de bunun değişeceğini düşünmüyorum. Mesela geçen gün test çözüyorum. Parçada geçen bir kelime aklıma hemen bir şey getirdi ve ben testi boş verip o kelimeyle ilgili şiir yazmaya başladım kitabın üstüne. Oluyor böyle şeyler. Cidden oluyor. Bence yazmayı, dünyalar kurmayı seven herkeste oluyordur. 
Geçen akşam da, gelecek sezon yapmayı planladığım çizgi roman dizimin logosu üstüne çalıştım birkaç saat (Tipoloji dersi verilir). Ama aklımda hep onlar var, ne yapayım! İster istemez aklıma onlar geliyor. Yani kendi yaptığım, ürettiğim şeyler. Gelecek sezon diye ifade ettiğim dönem gelecek de, ben hâlâ çizgi roman yapma isteği veya o logosunu yaptığım çizgi romana başlama isteği duyacağım da... Varsayıma dayalı şeyler bunlar. İhtimaller zinciri. Ama ben böyleyim işte. Hayal gücümden ödün veremiyorum. Zihmdeki çarkların dönmesine engel olamıyorum. Hani beni kesecek olsanız ve son dileğimi sorsanız (o kadar düşünceniz de olsun yani), yine bir kalem bir de kağıt dilerim. Yazarak bırakırım giderken de düşüncelerimi, kalıcı olsunlar isterim.
Daha başka şeyler de var bu konuyla ilgili söylenecek, ama onlar da başka sefere.
Başka coşmalara.

2 yorum:

  1. derdini çok güzel anlatmışsın yinee ::)

    YanıtlaSil
  2. yeni projelerini bekliyoruz yen,i yazılarını

    YanıtlaSil