...ve zamane genci yazmaya başlar.

5 Nisan 2013 Cuma

Fikir böyle satılır

 "Fısıltı Mecmuası" kamera arkası: Boyun ağrısı, 
sırt karıncalanması, göz sulanması... 
Ve tabii bolca beyin jimnastiği.

"Fısıltı Mecmuası" için iki farklı dönemi düşünüp
"Kültürel ve sosyal içerikli reklamları acaba nasıl olmuştur?"
sorusunu kendimce cevapladım, çok sevdiğim işi yaptım: Reklam tasarladım!

Okul panoları için hazırlanan ödevler resmi geçit gibi, fazlasıyla tatsız ve tuzsuz. Vikipedi'den kopyalanıp yapıştırılmış ve düzenlenme zahmetine girişilmeden yazıcıdan çıkartılmış biyografiler, bir yazarla ilgili her yerde bulabileceğimiz kalıplaşmış cümleler... Böyle sıradan bir panoya kim, neden baksın? Ben olsam ben de bakmam. O nedenle, harekete geçtim. Evet LYS süreci, blogla bile fazla ilgilenmemem gerekiyor ama ben YGS'den bir gün önce kararımı verdim: Türkçe öğretmeninin benden istediği yazarları farklı bir yöntemle panoda sergileyeceğim. Ne yapacağım ve nasıl yapacağım da o an aklıma geldi: "Fısıltı Mecmuası"!

Yazarlardan biri Peyami Safa'ydı ve kitaplarının kuru içeriği büyük ihtimalle kimseyi ilgilendirmeyecekti. Ben de onun kitap özetlerini sağlam kaynaklardan okudum ve onları magazin haberi şeklinde derledim. Evet. Yıl, 1949. Buyurun, bunlar da hazırlayanının ben olduğum "Fısıltı Mecmuası"nın 9. nüshasından manşetler: 
- Neriman Hanım tekzip etti, ama işte vuku buldu: Şinasi-Neriman çiftinin etrafında kara bulutlar dolanıyor! "Fatih-Harbiye" kitabının haberi
- "Bu hançer bir kalbe girecek" de nesi: Sevi mi ölüm mü? "Bir Tereddüdün Romanı" kitabının haberi
- Matmazel'in köşkünde neler oluyor? "Matmazel Noraliya'nın Koltuğu" kitabının haberi

Sonra da dönemin olaylarının reklamını yapmaya çalıştım:
- Halide Edip Adıvar'ın eseri "Vurun Kahpeye!" Rejisör Lütfi Akad imzasıyla sinemalarda!
- En alafranga ürünler, Terzi Madam Emma'nın bonmarşesinde! Müessese: Sarıyer.
- Hayat Opereti umumi istek üzerine Beyaz Palas'ta!

Bir diğer yazar da Haldun Taner'di, ancak onun eserleri günümüze daha yakın bir zaman diliminde yazılmıştı. Bu nedenle 1969 tarihli farklı bir "Fısıltı Mecmuası" hazırladım. Tabii aradan geçen zaman içinde mecmuanın tipografisinde de değişiklikler olacaktı. Ama bir sorun daha vardı: Taner'in bazı eserleri yazıldığı dönemden de eskide geçiyordu. Peki onları nasıl sunacaktım? Tabii ki "Mazide Bugün" köşesiyle!

"Netice" olarak asıl ödeve ek olarak ayrı bir çalışma hazırladım ve bence çok da güzel oldu, umarım siz de fotoğrafları büyütüp dönemin fısıltılarını duyabilirsiniz. Eee, ne de olsa "Fısıltı Mecmuası", oturduğunuz yere âlemi getiren mecmua!

Çalışmayı okula getirdiğim ve öğretmene teslim ettiğim gün (daha panoya bile asmadan) herhalde öğretmen çok beğenmiş olacak ki "Fısıltı Mecmuası"nın ünü çabuk yayıldı ve benden yıllık ödevleri için yardım isteyen birkaç kişi geldi (hem de bir tanesi, başka zaman olsa yanıma hiç uğramayan biri). Elbette şaşırdım. Bakalım panoya astığımda nasıl yorumlar gelecek? 

Gelelim ünlü reklamcı George Lois'in sözüne: "20 kişi toplanıp ortaya bir fikir çıkartılmaz, işimiz ekip işi değil. 20 kişi ancak geyik yapar. İyi fikirler tek kişiden çıkar." Bu cümlesini daha az önce okudum ünlü reklamcının, altına imzamı attım anında! Ben de kendimi bildim bileli hep bu görüşü savunmuşumdur. Hatta sözün yelpazesini biraz daha genişletip söyleyebilirim ki bana yüz kişilik bir ekibin toplanıp çıkardığı dergiler hep çok saçma, yüz kişinin hazırlanıp çektiği bir film hep çok gereksiz bir organizasyon olarak gelmiştir. Çizgi romanlarda da yazarın, çizerin, renklendirenin ve diğer işleri yapanların farklı kişiler olması hep boş gelmiştir. Çünkü bunları tek bir kişi de yapabilir. Şarkılarda da şarkı sözünü yazanın, söyleyenin ve besteleyenin aynı kişi olması bana hep daha cazip gelmiştir (Bakınız: Funda Arar, Gülşen, Hande Yener). Elbette herkes her alanda usta değil, ama eğer yetenek varsa neden başka kişilere gerek kalsın ki? Ben de 20 kişinin ancak işi uzatacağı, iyi işleri tek bir kişinin yapacağı düşüncesindeyim. Lois de onayladıktan sonra... 

KISA GÜNÜN KÂRI: KAFEDEKİ KADIN. BİLİN BAKALIM O KİM?

Bugün akşamüstü haftanın tüm yorgunluğu ve duygu karmaşasıyla serviste eve gelirken yanımda oturan arkadaşıma, "Haydi kafede inelim!" dedim. O da teklifi bekliyormuş gibi kabul etti. Kafa dağıtırız biraz diye. Üç saniye sonra şehrin en sosyetik kafesinde buluyoruz kendimizi. Havalar ısındı, güneş yüzünü gösterdi diye kafenin dışarıdaki masaları da bir hayli şenlikli ancak arkadaşımın isteği üzerine içeride otuyoruz. Piza siparişlerimizi vermiş, sohbete başlarken gözümüz birine ilişiyor: Dışarıda oturan kadına. Kafası hafif dumanlı, sigara içiyor. Arada telefonuna gömülmüş bir şeyler bakıyor. Önünde çayı mı kahvesi mi artık her neyse, bir şeyi var. 

Arkadaşım: Yazık ya, acaba sevgilisinden mi ayrıldı? 
Ben: Her yalnız oturan kadın sevgilisinden mi ayrılmış demektir?
Arkadaşım: Sigara da içiyor!
Ben: Hemen ayrılık senaryosu yazdık!
Aynı anda: Bir ünlüye de benziyor sanki!

Biz pizalarımızı yerken, üstüne yorumlar yaptığımız "gizemli kadın" da hesabı ödemek için içeriye geliyor. Sırtında büyük bir sırt çantası var, belli ki buralı değil. Bir saniye! O iri gözler, o saç stili, o tatlılık ve o güzellik... Derken kadın gidiyor.

Ben: Buldum, Öykü Çelik değil miydi o? 
  
Ta kendisi! İyi de ne işi var burada? "Romantik Komedi"de canlandırdığı karakterinin tarzında.

Kafenin çalışanı: Evet, ta kendisiydi. Dizi çekimleri için burada.


Ben hiç aklımızda olmayan kafeye gidişimizin bu tesadüf ünlü görme macerasına yol açtığı için sevinçli, ama o hoş bayandan imza alamadığım için üzüntülüyüm. Ya da en azından daha dikkatli baksaymışım ona. Öykü Çelik'ti bildiğiniz!

Ben: Keşke fotoğraf çekilseydik, imza alsaydık, bilemedik ki... 
Arkadaşım: Ben titizim, ona karalatacak defterim yok!
Dan dan dannnn!

Bu fotoğrafta Fulya Zenginer'e benzemiyor mu kendisi? Anlaşılan yeni bir "Kimi kime benzetiyorum?" yazısı hazırlamam gerekiyor.

4 yorum:

  1. çok beğendim gazeteni, tebrik ediyorum.. yeni çizgi romana daha var diye eskilerini okuyorum bekliyorum ama ona göree

    YanıtlaSil
  2. mecmuayı sevdim :)

    YanıtlaSil
  3. çok güzel olmuş mert!

    YanıtlaSil
  4. eline sağlık

    YanıtlaSil