...ve zamane genci yazmaya başlar.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Çok mühim notlar...


Çocukluğumda saman kağıtlara dergiler yaptığım dönemde kurşun ve renkli kalemlerin tahtını sarsan daktilo, benim için çok güzel bir geçiş dönemiydi. Evdeki bilgisayarı kullanamayacak kadar küçük olduğum yıllarda (Hoş şimdiki çocuklar annelerinin karnından tabletle doğuyorlar ya, hiç girmeyin o konuya) yazılarımı babamdaki eski daktiloyla yazmak bana hep büyük bir güç olarak gelirdi. İri tuşlardaki harflerin kağıda her çarpışında çıkardığı o kendinden emin ses güm güm attırırdı kalbimi. Bir koli saman kağıt-kurşun kalem-silgi üçlüsünün yanında kısa bir dönem de bunların yanında daktiloyla yaptığım dergilerden sonra bilgisayar klavyesiyle tanıştım ve o gün bu gündür daha da "Microsof Office Word"den kopamadım. Yapacağım internet dergisinin ilk sayısında yer vermeyi düşündüğüm konular arasında, bu da var.

Bugün annemle dolaplarımdan birindeki eski ders kitaplarını ayıklayıp sokaktaki "Kağıt/Gazete" çöpüne atarken kendimi tam bir çevreci gibi hissettim. Ama öyle de olmak lazım. Ben bu konudaki bilinci ailemden öğrendim. Mesela YGS'den sonra artık önemi kalmayan kitapları yine geri dönüşüme yolladım, temiz olanlarıysa okulda dağıttım (Kütüphaneye, arkadaşlara). "YGS bir bitsin ateş yakıp hepsini yakacağım!" cümlesi başta eğlenceli gelebilir, ancak bunu ülkedeki her öğrencinin yaptığını bir düşünsenize! Bugün annemle birlikte poşetlere sığan/sığmayan kitapların ağırlığı altında ezildik doğrusu, ama %100 geri dönüşümle elde edilmiş bir ton kağıdın on yedi ağaç kurtardığını ve üstüne su tasarrufu da yaptığını öğrenince buna değdiğini bir kez daha hatırladım. Lütfen siz de böyle yapın. Sadece kağıt çöplerinizi değil; eski pillerinizi, cam şişelerinizi, plastik eşyalarınızı da geri dönüşüm kutularına atın. Artık her yerde bu tip kutular ve çöpler var. Üşenmeyin, atın gelin. Örneğin cam şişe tam dört bin (4000) yıl doğada kalabiliyor; siz de öylece yere attığınız bir soda şişesinin siz öldükten sonra bile attığınız yerde durmasını istemiyorsanız, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Son cümlemden ben bile etkilendim.

"Marilyn Monroe: Hayatı ve Filmleri", "Zagor" ya da "Funda Arar Albümleri" gibilerinden bir başlıkla "Mastermind"e katılsam mı diye düşünmüyor değilim. "Mastermind" deyince de aklıma hep bende hem eskisi hem de yenisi olan o kutu oyunu geliyor! Altan Erkekli "Burada soruları ben sorarım!" dedikten sonra yarıştığım başlıklara göre şu soruları bekliyorum:
"Marilyn Monroe'nun gerçek adı?"
"Norma Jeane Mortenson!"
"Zagor'un en iyi arkadaşı olan Çiko'nun tam adı?"
"Çiko Felipe Cayetone Lopez Martinez ve Gonzales!" 
"Funda Arar'ın 'Aşkın Masum Çocukları' albümünde sözlerini yazdığı tek şarkının adı?"
"Sevdiklerim!"

Artık takvime "LYS'ye kaç gün kaldı?"dan çok "Çizgi roman yapmama kaç gün kaldı?" diye bakıyorum, iyi mi! Bir yıldır sıka sıka sonunda patlarım işte böyle... (Not düşümü: Çizgi romanın müzikleri için feci güzel yabancı bir grup keşfettim; son iki aydır kesintisiz dinliyorum ve çizgi romanımın arka fonuna yakışacağından artık şüphem yok.)

4 yorum:

  1. keyifle okudum ya.
    hadi başarılar önce lys'de sona çizgide.
    dün bir manga yazısı daha yazdımdı.
    görüşürüüz.
    :)

    YanıtlaSil
  2. Güzel yorumlarınız için çok teşekkürler! :)

    YanıtlaSil