...ve zamane genci yazmaya başlar.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Bitecekse bu rüya, sonu sonsuzluk olsun...





Yazı çok seviyorum. Ama her mevsim başında o mevsimle ilgili günlük takipçilerinin hoşuna gidecek eğlenceli şeyler yazan bazı köşe yazarları üslubunda söylemiyorum bunu. Yaz mevsimini, gerçekten çok seviyorum (bunun nedenlerini de yazmıştım aslında, ama sonra çok uzun gelice bana, hepsini sildim anında ve bilmenizi isterim ki, içlerinde 'okulların tatil olduğu mevsim olması nedeniyle' diye bir madde yok asla). Öyle ki bu yazıyı yaz başında yazmak için her ne kadar sabırsızlansam da ikinci cümlemde söylediğim şeyi yapmamak için yazın bitmesini, sonbaharın gelmesini bekledim. Kanıt olarak güya. Yazı sevdiğimi size kanıtlamak zorunda mıyım? Hayır. Ama bu yazıyı kendime yazmadığım ne malum? Söyleyeceklerimi kendime duyurmak için seçtiğim bir yoldur bu belki de...

Şaka maka bu yaz en uzun tatili ben yaptım. Hatta hâlâ da yapmaktayım. Yaz başında okullar kapanır kapanmaz gelip bir koca ay boyunca kaldığım Marmaris'te iki hafta da yaz sonunda 'fazladan' tatil yapma imkânım oldu. Bu yazıyı yazarken hâlâ sınırlarındayım bu sevimli ilçenin. Yazıyı bitirip elli defa gözden geçirip yayımladıktan sonra da bir sonraki yaz görüşünceye dek -belki yeni fırsatlar doğar da, daha erken olur bu buluşma, kim bilir- bensiz yaramazlık yapmaması için tembihlerde bulunacağım Marmaris'ime valizimi hazırlarken ve söz, ağlamayacağım bu cenneten ayrıldığım için. Zaten bu yaz fazla fazla gördüm, doydum Marmaris'ime; daha fazlasını istemem de arsızlık olur hani. Neyse, bu hafta ortasında da İstanbul'a geçiyorum. Birkaç gün de İstanbul'da 'uzatmalı' tatilime devam ettikten sonra, pazar günü, yani okulların açılmasından tam bir gün önce kendi şehrime doğru nihayet yola çıkıyorum. Ege, Akdeniz, Marmara, İç Anadolu ve Karadeniz iklimlerinin farklı atmosferlerini tadan yorgun bünyemi eve varır varmaz dinlendirmem gerekecek. Hâlâ yazın sürdüğü güneşli yerlerden sonbaharın çoktan geldiği kasvetli 'ciddi' şehrime gidip ertesi gün de aynı hızla okuluma başlayınca, ben depresyona girmeyeyim de kim girsin, a dostlar!

Kendimle yaptığım en son röportajımda (Ben benle röportaj yapıyor! -3) aynen şöyle demiştim, 'yazın benim için ne anlamı olduğu' sorusuna: " Yaz benim için yenilenmek demek. Bir yıl boyunca her anlamda ve her alanımda çok çalıştım. Koca bir yılın yorgunlukları, getirdikleri, götürdükleri, yaşattıkları üstümde. Hayatımın şehri olan Marmaris'e gidip hak ettiğim tatili yaparak üstümdeki yorgun deriden kurtulup yepyeni bir deri giyineceğim. Hiçbir zaman bu kadar iddialı konuşmamıştım ama bu sene gerçekten de tatili hak ettiğimi düşünüyorum. Deniz, kum, güneş bedenimi yeniliyor. Bu yeniliğe kimin ihtiyacı olmaz ki! Bence herkes imkânlarının yettiği kadar bulunduğu yerden uzaklaşıp birkaç günlüğüne de olsa tatile çıkmalı, kafasını dağıtmalı. Ben de sanırım yaklaşık bir ay Marmaris'te kalacağım. Ama 'işimle' birlikte. Her an her yerden haber çıkabilir. Haberin peşinde koşacağım. İlginç şeyleri blogumda sizlerle paylaşmak için gözüm kulağım pür dikkat olacak (Gülüyor). Ve artık muhtemelen sizin de tahmin edebileceğiniz gibi denizde, deniz kıyısında uzanırken, bisiklet sürerken her zaman düşüneceğim! Yeni ilhamları bekleyeceğim tabii, ama kafama koyduğum işlerim, planlarım da var. Blogum için yapacaklarım yani..." Bu söylediklerime ek olarak bir de yine aynı röportajımda demiştim ya, "Beynimde her an yeni bir şeyler üretmek için çarklar dönüyor, en rahat-boş olduğumu söylediğim anımda bile kafamın içinde blogum, projelerim için bin türlü şey dönüyor," diye, işte tatildeyken bile blogumun "Yaşadıklarım-Gördüklerim" köşesi için altı farklı dosya üretmiş olmam da bunun kanıtı. Ya da yine tatildeyken yaptığım, hatta şu anda bile yapıyor olduğum ama sizin sonradan göreceğiniz diğer şeyler... Eğer birileri ileride iş hayatımda beni illa da bir 'çalışan sınıfı'na sokmak istiyorsa, rahatlıkla 'işkolik çalışan' sıfatını uygun görebilirler. Neyse, lafı bağlamak istediğim nokta kendimden bahsedip ukalalaşmak değil, yine çok beğeneceğinizi umduğum dosyalar için fotoğraf makinem elimde, not defterim cebimde koşuşturuyor olduğumun ve yakında yine hoş dosyalarla karşınızda olacağımın sinyallerini veriyor olmam, efendim!

Bu okul yılına en hızlı başlayan ve en yanık tenli öğrenci ben olacağım galiba. İnşallah geçen yıllarda olduğu gibi bu seneye de başarılı bir şekilde başlayıp seneyi aynı şekilde kapatacağım. Çok güzel dinlendim, romanımı dokuya dokuya yazmaya başladım, blogumda yine bir sürü dosya paylaştım yaz olmasına rağmen ve şimdi de sıkı bir okul dönemi beni bekliyor. Maksimumhızlı Mert'ten sevgilerle, blogumun ikinci yaşını doldurduğu gün buluşuncaya dek, her şey gönlünüzce olsun... :)

Önemli bir not: Arabayla yaptığımız yolculuklarımızın bir nedeni (yani neden Marmaris'ten direkt kendi şehrimize dönmüyoruz da İstanbul'a geçiyoruz sorusunun yanıtı) var elbette, ama size bu kadarını söylemeyeceğim! Zaten merak ettiğinizi de sanmıyorum! :)

2 yorum: